II. TURK TARIHI, TOPLUMLARIN MAYASI VE UYGARLIK

Tarih ve Bilgi

Tarih, toplumlarin ozerk olarak hayatta kalabilmek icin birbirleri ile surekli olarak yaptiklari yarisin ozetidir. Bu yarislar cok ciddi bir oyun niteligindedir. Bu, bir olum-kalim yarisidir. Kazanan toplum yasar, kaybeden de iz birakmadan kaybolup gitmeye mahkumdur. Yarisi kazanabilmek de, cogunlukla gecmisteki olaylari hatirlayip, o olaylar sirasinda yapilan yanlislarin tekrarlanmamasina ve diger yarismacilarin oyunlarina dusmemek icin tedbir almayi gerektirir.[1]

Yazilmadikca, tarih olamaz. Yazilmayan tarih, okunamaz. Okunmayan tarih, bilinemez. Tarih'in bilinebilmesi icin: once yazilmasi, sonra butun toplumca okunmasi ve gelecek kusaklara surekli olarak okutulmasi gerekir. Tarih'e gecmis butun basarili komutanlar gibi, tarih bilmenin gereklerini onemi ile kavramis bulunan, 1919-1924 Turk Kurtulus Savasi onderlerinden General Kazim Karabekir yayinladigi hatiralarinin basina: "Istiklal Harbi yaptik. Amilleri yazmazsa, tarihi masal olur"[2] ogutunu yazmayi uygun gormustur. Belirtilmesi gerekir ki, 1919-1924 Turk Kurtulus Savasi uzerine Bati dillerinde yazilmis bir derli-toplu kitab'a gunumuzde denk gelinmez.

Her meslekte oldugu gibi, tarihci olabilmek icin de belirli bir egitimden gecmek gerekir. Ogrenimi sirasinda, bir "tarihci" nin en azindan bes basamak tirmanmasi kacinilmazdir: 1) Yazilmis tarihleri, yazildiklari dillerde okuyabilmek; 2) Yazilmis tarihleri birbirleri ile karsilastirarak, iclerinde yer alan olaylari butunlestirip genel konumuna koyabilmek; 3) Tarih yazimina kaynak olan temel belgeleri, bu belgeler uzerine antropolojiden zoolojiye kadar uzanan diger temel bilim dallari uzmanlarinca yayinlanmis yorumlar isiginda degerlendirebilmek; 4) Bu temel belgelere dayanilarak yazilmis tarih ve yorumlari karsilastirip, olaylarin ardindaki gercekleri gun isigina cikarabilmek; 5) Yazilmis tarihlerin ve bu tarihlerin uzerine yayinlanmis yorumlarin, insan topluluklari uzerinde yapmis oldugu etkileri anlayabilmek ve anlatabilmek.

Ancak bu nokta'ya geldikten sonra, bir kisi'nin icinde yasadigi toplum'a ve gelecekteki kusaklara tarih'i anlatabilmek icin tarih yazmasi ve yayinlamasi gerekir. Butun bunlari yapabilen kisi, tarih bilimi ile ugrasiyor demektir.

"Gercekler acik; gorulur, anlasilir" demekle tarih yazilamayacagi gibi, bir cilt icinde derlenip yayinlanan belgeler de bir "tarih" degildir. Boyle bir cilt, ancak bir belgeler toplami olabilir. Belgelerin dili yoktur. Kendi baslarina bir olay'i anlatamazlar, ya da yalanlayamazlar. Degisik yonlerden yorum'lara aciktirlar. Bir ulus kendi tarih'ine, kaynaklara dayali ve yazili olarak yon vermeyecek olursa, o ulus'un tarih'i nadas'a birakilmis bir tarla'ya doner. Isteyen kisiler, ya da diger uluslar'in uyeleri, bu tarla'ya istedikleri tohum'u atabilirler. Yetistirilen de, insanlari besleyici bugday yerine, ancak kecilerin yiyebilecegi ayrik otu olabilir. Tarih yerine, hurafe yazilmis olabilir. Tarla da, toplum da yozlasir.

Bir tarihcinin tarihi belgelere konumlari icinde ses vermesi gerekir. Belgelerin tarih yazimina yardimci olabilmeleri icin, diger kaynak, tarih ve yorumlarla karsilastirilmalari, iclerindeki bilgilerin ince elekten gecirilerek denetlenmeleri gerekir. Sonucunda ortaya cikan yeni gorus ve bilgiler var ise, kaynak gosterilerek ayrintili olarak anlatilir. Bu turden "denetlemesi" yapilmaz ise, tarih sakat dogmus bir cocuga benzer.[3]

Tarihini bilmeyen bir insan toplulugu, geleceginden de vazgecmis demektir. Tarihini bilmeyen toplum, toplu hafizasini kaybetmistir. Evinin, ailesinin nerede oldugunu bilmez. Cocuklarinin adlarini hatirlayamaz. Kendi oz varliginin ne oldugunun farkinda degildir. Tarihini bilmeyen bir insan toplulugunun, kiremit aktarirken damdan dusup hafizasini kaybetmis bir kisiden farki yoktur. Gecmiste icine dustugu cikmazlari yeniden yasamaga mahkumdur.

Tarih, insan toplumlarinin birbirleri ile olan iliskilerinin duzenlenmesini ve aydinlikta kalmasini saglar. Sinirlarin gectigi yerler, o bolgelerde oturanlarin kimligi ve kokenleri, yurtlarin sahipleri uzerine sorulacak sorularin cevaplari da tarih tarafindan verilir. Butun bu olaylar, tarihciler tarafindan uluslararasi antlasmalar gibi belgeleriyle kayit altina alinir.

Tarih'in en buyuk yardimcisi ve yol gostericisi, bir toplumun kulturu, egitim duzeyinin yuksekligidir. Eger bir toplum benligini ve kimliginin kokenlerini bilmiyor ve yasatmiyorsa, o toplumun tarihi de dilini ve kulagini kaybetmis demektir. Sagir- dilsiz kisinin egitimi kadar, derdini anlatmasinin da ne derece guc oldugunu dusunmek yeterlidir. Sagir dilsiz, duyamadigindan, ornegin, yakinindan gecen bir araba tarafindan carpilip kazara kor de kalirsa, o kisi veya toplum artik tam anlami ile ozerkligini kaybetmistir. Ancak komsularinin gunden gune degisen derecedeki himmeti ve yardimi derecesinde yasayabilir.

Tarih ve genel bilim'in onemi, tarih boyunca aydin Turkler tarafindan cok iyi anlasilmis ve yazilmistir. 11ci yuzyilda yasamis olumsuz Turk aydini Balasagunlu Yusuf, Asya'nin dogusunda yazdigi Kutadgu Bilig (Kut Veren Bilgi) kitabinda der ki:

192-223 numarali beyitler:

Ey alim hakim, dilegim benden sonra geleceklere kalacak bir soz soylemek idi/ Anlayis geldi ve: --Iyice dikkat et; sozun yanlis olursa, sana zarari dokunur-- dedi./ Halkin dili kotudur, seni cekistirir; insanin tabiati kiskanctir, etini yer./ Dikkatle bakinca, yukum hafifledi; kendi kendime: Soyle, icindekileri dok dedim./ Sebebini sorarsan, sana soyleyeyim; er mert ve yigit, sozumu dinle./ Bu yalinguk (insan) adi insana yanildigi (yangluk) icin verildi; yanilmak (yangluk) insan (yangluk) icin yaratildi./ Sen bana yanilmayan bir kimse soyleyebilirmisin; ben sana yanilan binlerce insan gostereyim./ Bilgi sahibi insanlar pek azdir; bilgisiz ise coktur; bil ki, anlayissiz insanlar cok; anlayislilar ise, nadirdir./ Bilgisiz bilgiliye daima dusman olmustur; bilgisiz bilgili ile her zaman mucadele halindedir./ Insandan insana cok fark vardir; bu fark bilgiden ileri gelir, sozum buna dairdir./ Bu sozumu bilgili icin soyledim, bilgisizin dilini ben de bilemiyorum./ Benim bilgisiz ile hic bir sozum yoktur; ey bilgili, iste ben senin kulunum./ Sozumu sana soylemis oldugum icin, cekinerek, iste boyle senden ozur diledim./ Sozu soyleyen yanilabilir ve sasirir; anlayisli isterse, bunu duzeltir./ Soz, deve burnu gibi, yularlidir; o, disi deve boynu gibi, nereye cekilirse, oraya gider./ Sozu bilerek soyleyen cok kimse var; benim icin sozu anlayan adam azizdir./ Butun iyilikler bilginin faydasidir; bilgi ile goge dahi yol bulunur./ Sen her sozunu bilgi ile soyle; her kesin bilgi ile buyuk oldugunu bil./ Soz kara yere mavi gokten indi; insan kendisine sozu ile deger verdirdi./ Insan gonlu dibi olmayan bir deniz gibidir; bilgi onun dibinde yatan inciye benzer./ Insan inciyi denizden cikarmadikca, o ister inci olsun, ister cakil tasi, farketmez./ Kara toprak altindaki altin, tastan farksizdir; oradan cikinca, beglerin basina tug tokasi olur./ Bilgili bilgisini dili ile meydana cikarmazsa, yillarca yatsa bile, onun bilgisi muhitini aydinlatmaz./ Anlayis ve bilgi cok iyi seydir; eger bulursan, onlari kullan ve ucup goge cik./ Anlayis ve bilginin ne oldugunu bilen, bu memleket beyi ne der, dinle./ Dunyayi elde tutmak icin, insan anlayisli olmalidir; halka hakim olmak icin ise, hem akil, hem cesaret gerekir./ Dunyayi elinde tutan, onu anlayis ile tuttu; halka hukmeden, bu isi bilgi ile yapti./ Adem'in dunyaya indiginden beri iyi nizam daima anlayisli insanlar tarafindan vaz'edilegelmistir./ Hangi cagda olursa olsun, bugune kadar daha yuksek yer daima bilgiliye kismet olmustur./ Insanlarin kotusu anlayis yolu ile asilir; halk arasinda cikan fitne bilgi ile bastirilir./ Isleri bu ikisi ile halledemezsen, bilgiyi birak, elini kilica daya./ Halki idare eden hakim ve alim beyler, bilgisizin isini kilic ile halletmislerdir./ [4]

Bu gorusler Turk dunyasinda kaybolmadan yasamayi surdurmektedir. Onucuncu yuzyil Mongol istilasindan sonra Orta Asya'yi yeniden birlestiren Barlas Turklerinden Timur Bey (1335?-1405) idi. Timur'un torunlarindan, Hindistandaki Turk devletlerinden birinin kurucusu olan Babur (1483-1530), yazdigi tarihi hatirati olan Baburname de bu gibi dusunce ve ogutlere de yer verir.[5] 19ci yuzyilin ilk yarisinda Azerbaycan tarihini Gulistan-i Irem [6] adi ile kagit'a aktaran Abbas Kuluaga Bakuhanli (1792-1847?), Kutadgu Bilig kitabini cocuklara anlatmak istercesine Nasihatlar kitabini da yazmistir.[7]

Ornekleri verilen bu gorusler, derin bir tarih anlayisinin ozetidir.[8] Ancak, Kutadgu Bilig'in yazildigi tarih cercevesinde ne gibi olaylarin yer aldigini bilmeden Balasagunlu Yusuf'un yazdiklarinin inceliklerini tam olarak anlamak zordur. Bu inceleme bugune dek bir tarihci tarafindan butun yonleri ile ayrintili olarak yapilmamistir.[9] Eger yapilmis olsa idi, Turklerin o sure icinde oldugu kadar, sonradan olusan diger toplumlarla aralarindaki iliskiler de acikliga kavusturulmus olurdu.

Bu tur arastirmalarin onemini vurgulamak bakimindan, Kutadgu Bilig ile uc tarihi olayi karsilastirmak yeterlidir:

Magna Carta; Machiavelli'nin Prince adli kitabi ve Amerika Birlesik Devletleri Temsilciler Meclisinin 1949 yilindaki karari.

1. Kutadgu Bilig ve Magna Carta sozlesmesi:

Kutadgu Bilig, ilk bilinen "devlet isleri yonetim kilavuzu" dur. Selcuk sultani Alp Arslan'in 1071 de Bizans ordusu ile Malazgirt ovasinda yaptigi savas yilina yakin bir zamanda, Asya'nin dogusunda, bugun Cin Halk Cumhuriyeti icinde kalan topraklarda tamamlanmistir.

Bilindigi gibi, Magna Carta 1215 yilinda yapilan bir Ingiliz anlasmasinin adidir. Bu anlasma, iki devlet veya toplum arasinda degil, Ingiliz krali John Lackland ve bu kral'in tabiyetindeki Ingiliz Bey'leri (Barons) arasinda kaleme alinmis ve muhurlenmisti. Bu anlasma geregince, Ingiliz krali John, kisisel nedenlerle Bey'lerinin mal ve mulklerine el uzatmayacagina soz veriyordu. Bu olayin uzerinden gecen yuzyillar boyunca, bu sozlesme gunumuzdeki Ingiliz demokrasi ve ozellikle "anayasa" anlayisinin temel tasi olarak gorulmeye ve gosterilmeye baslandi.[10] Hatta bu gorus, butun dunyadaki anayasalara da uzatilarak, Magna Carta'nin diger ulkelerde sonradan gelisen anayasa anlayisi uzerine yaptigi etkiler butun dunyaya duyuruldu.[11]

Kutadgu Bilig'in Magna Carta uzerine bir etki yaptigi soylenemez. 1190-1192 yillari arasinda Ingiliz Krali I. Richard'in Hacli Seferlerine katildigi,[12] dolayisi ile Kutadgu Bilig'in varislerinin oturdugu bolgelere geldigi tarihte kaydedilmis ise de, Kutadgu Bilig'in Ingiliz Bey'lerince goruldugunu belirleyen bir belge gun isigina cikmamistir. Magna Carta sozlesmesinin yapildigi tarihten birbucuk yuzyil once yazilmis olan Kutadgu Bilig, tek bir konu olan Bey'lerin "mal guvenligi" uzerine degil, butun yonleri ile tam anlami ile toplumsal bir devlet yonetiminin saglanmasi icin Karahan Turk Devleti hukumdari Tavgac Bugra Han'a ithaf edilmistir.[13]

2. Kutadgu Bilig ve Machiavelli'nin The Prince
kitabi:

The Prince kitabi, Kutadgu Bilig gibi "devlet isleri yonetim kilavuzu" dur. Niccolo Machiavelli (1469-1527), The Prince adli kitabini, Floransali Medici'ler tarafinda isinden atilinca, 1512 yilinda yazmaya baslamis ve "nufuz ve devlet yetkilerinin ne yollarla bir kisi tarafindan ele gecirilebilecegini" anlatmak istemistir. Machiavelli, Floransa ve Venedik devletleri arasindaki politik, ticari ve askeri yarisma sonucu ortaya cikan durumlarda, Hristiyanlik ahlaki ile devrin politik gerceklerin birbirleriyle uyusumsuzluk icinde oldugunu ortaya koymustur. Machiavelli'ye gore, bir Prens (Italyan sehir-devleti hukumdari) daimi olarak, hem dost hem de dusmanlarina karsi entrika yapmak, hem dostlarini hem de dusmanlarini kucultmek ve guclerini ellerinden almak cabasi icinde bulunmalidir.[14] Bu gorus, tam anlami ile Kutadgu Bilig'in tutumuna taban-tabana zittir. Cunku, Balasagunlu Yusuf'a gore, bir hukumdar once kendine bagli toplum'un guvenlik, saglik ve refah'ini dusunmelidir. Buna karsi, bu gun bile, Machiavelli'nin The Prince kitabi, bati kultur, medeniyet, politika ve endustrisinin temel taslarindan biri sayilmaktadir.

Machiavelli'nin de Kutadgu Bilig'i gorup gormedigi de belgelenmemistir. Avrupali devletlerin hukumdarlari ve buyuk din adamlarinin, iclerinde her konuda kitap bulunan cok genis kitapliklari oldugu bilinmektedir. Hatta, Turk destanlarindan Dede Korkut'un onaltinci yuzyilda kagida aktarilmis bir elyazmasi, yirminci yuzyilda Vatikan kutuphanesinde bulunmus ve Italyanca'ya cevrilmisti. Dede Korkut'un baska bir elyazmasi da Dresden Kraliyet kutuphanelerinden birinde 19cu yuzyilda gun isigina cikmisti.[15] Bunun gibi, Kutadgu Bilig'in bizce bilinmeyen bir elyazmasi o devirlerde Avrupa kitapliklarinda bulunmus olabilirdi. Gene de, iki yazarin devlet anlayislarinin, uzerinde durduklari genel konu disinda, bir benzerlik gostermedigini goz onunde tutmak gerekir. Eger Machiavelli, Kutadgu Bilig i gormusse bile, etkilendigini soylemek zor'dur.

Machiavelli'nin The Prince kitabini yazdigi yuzyilda Osmanli devletinin Avrupa kitasinin dogu yarisina askeri guc ile hakim oldugu butun tarihcilerce, ve ozel calismalarla canli tutulmaktadir. Buna karsilik, diger Turk devletlerinin ve hanliklarinin Asya'daki durumlari ise genellikle kalin bir perde arkasinda sakli kalmistir.

3. Kutadgu Bilig ve Amerika Birlesik Devletleri kanunlarinin gelismesi:

Kutadgu Bilig'in bilinen uc elyazmasi vardir. Bunlardan biri olan Herat[16] elyazmasi, uzerindeki kayit'a gore, 1474 yilinda Tokat'dan Istanbul'a getirtilmistir:

"sekiz yuz yetmis dokuz [1474] tarihinde, yilan yilinda[17], Abdurrezzak Seyh-zade Bahshi icin, Feneri- zade Kadi Ali Istanbul'dan mektup gondererek, Tokat'tan getirttiler; mubarek olsun, devlet gelsin ve mihnet gitsin."[18]

Bu kayit uzerine Resit Rahmeti Arat asagidaki gozlemlerde bulunuyor:

"Osmanli devlet teskilatinda Orta Asya Turk ulkeleri ile resmi muhabereyi idare eden hususi kalemler vardi. 'Bahshi' unvanini tasiyan bu memurlarinin ayni zamanda bu [Orta Asya Turk] ulkelerinin siyasi ve ilmi vaziyetine vakif olan ve ekseriya oralardan gelen kimselerden secildigi anlasiliyor. Seyhzade Abddurrezzak Bahshi de, Fatih Sultan Mehmet zamaninda, boyle bir vazife ile Istanbul'da bulunanlardandir... Boylece, bu nushanin 879/1474 de Istanbul'a gelmesinin sebep ve amilleri anlasilmis oluyor. Eserin bundan sonraki macerasini takip etmek guclesiyor... Nushanin 190ci sahifesinde 'Nalbant Hamza'dan satin aldik; Molla Hayreddin'in Cuma mescidi yaninda, sahit Hoca Haci Dellal' kaydindan bir fikir edinmek muskuldur.... Kayitta adi gecen Hoca Hayreddin, Fatih Sultan Mehmet'in ustadi olup, 880/1475 de vefat etmistir."[19]

Fatih 1481 de, oglu II. Bayazit 1512 de, onun oglu Yavuz Selim 1520 yilinda tarih'e goctuler. Yavuz Selim'in oglu Sultan Suleyman, 1520 ile 1566 arasinda Osmanli hukumdari idi. Suleyman'in adina Kanuni unvaninin eklenmesine neden, kazandigi savaslar degil, devletinin temelden ve hukuk yolu ile yonetimi icin yasalari duzenlemesidir.

Sultanlik baba'dan ogul'a gecerken, sultanlari egiten bilim duzeninin de bu tur belirli kurallar icinde bir kusaktan digerine iletildigi dusunulebilir. Istanbul Topkapi sarayindaki Enderun'da, ve sarayin disindaki medreselerdeki bilim adamlari, sultanlara ek olarak, kendilerinden sonra gelecek kusaklarin bilim adamlarini da yetistirmekte idiler. Dolayisi ile, bir sultan'i yetistiren bilim adaminin kullandigi kaynaklarin, sonra gelen bilim adamlarinca da kullanilabilecegini dusunmek gerekir. Diger bir deyisle, Fatih Sultan Mehmet'i yetistiren hoca Kutadgu Bilig i bir ders ya da kaynak kitabi olarak kullanmis ise, Kutadgu Bilig'in adi gecen Hoca Hayreddin'in yetistirdigi diger bilim adamlarinca da kullanmis olmasi da akla yatkindir. Boylelikle, diger sultanlar da Kutadgu Bilig den ilim almis olabilirler. Bu konuda da bugun elimizde acik bir belge bulunmamaktadir.

Amerika Birlesik Devletleri Temsilciler Meclisi binasi 1949-1950 yillarinda temelli bir tamirattan gecirilmis idi. Bu tamirat sirasinda, toplanti salonunun duvarlarina, Amerikan Kanunlarinin gelismesi uzerine etkili olan tarihi dusunur ve hukumdarlarin birer portrelerinin asilmasina karar verilmisti. Universitelerden secilmis bir bilimadamlari kurulu, Amerika Birlesik Devletlerinin kanunlarina bu tur etkisi olan yirmi uc tarihi kisiligi secti. Bu kisilerin degisik heykeltraslara yaptirilan buyuk capli mermer madalyon portreleri, Temsilciler Meclisi Toplanti Salonu kubbesi etrafina esit araliklarla dizildi. Icinde yasadiklari yillar sirasina gore yapilan bu duzenleme sonucu, Kanuni Sultan Suleyman'in portresi Toplanti Salonunun duvarinda yer aldi.[20]

Bu yonden, Kutadgu Bilig'in Amerika Birlesik Devletleri kanunlarinin gelismesini etkiledigi bu gun one surulemez. Cunku, elde bilinen belge yoktur. Belki bu iliski ilerde belgelenebilir. Ancak, konunun derinlemesine ele alinmasi gerekir. Bu da, universitelerde gorev yapmakta olan bilim adamlarinca yapilmasi gerekli bir calismadir.

Magna Carta, The Prince ve ABD Temsilciler Meclisi Toplanti salonunda portreleri asili tarihi kisilerin neden bu derece onemli goruldukleri, tutulduklarinin uzerine kafa yormak gerekir.

Toplumun Mayasi

Konu, bir "Kultur" egitimidir. Ziya Gokalp "Hars" sozcugunu "kultur" kapsaminda kullanmistir. Gokalp, bu deyim ile, Latince'den diger dillere gecmis olan "cultura" (kultur) sozune bir karsilik bulmaya calismis idi. Bununla birlikte Turklerin "hars" i ile Fransiz "la Culture" ya da Alman "die Kultur" kapsamlarinin bir olmadigini anlatmaya calistigini da yazar.[21]

"Kultur," belirli bir kok'ten gelmis bir toplumun "ana mayasi" anlamindadir. Bir toplum'un ana mayasini: o toplumun tarih, tore, dil, edebiyat, ve sanat birliginin toplami belirler. Bir toplumun benligini olusturan bu ortak degerler, o toplumun diger toplumlarin kimliklerinden nasil ve nerede ayrildigini belgeler. Bir toplumun uyesi olan her kisinin yapisinda ve benliginde, o toplumun mayasindan bir parca bulunur. Fransiz ve Alman kulturleri arasindaki ayriliklar, bira mayasi ile sarap mayasi arasindaki ayriliklardan daha da derindir. Bunun gibi, Turklerin "ana mayasi" da diger toplumlarin mayalarindan ayridir. Bununla birlikte, yogurt ve peynir mayalarinin bir kokenden gelmis oldugu da unutulmamalidir.

Ancak, bir maya yalniz basina birakildiginda, "kendi kendini yer." Bu bir dil surcmesi degildir. Maya icine katildigi diger maddeleri etkiler: yogurt mayasi, sut'u yogurt'a cevirir. Sarap mayasi, uzum suyunu sarap yapar. Eger maya, icinde gelisecegi, cogalacagi ana maddeyi bulamaz ise, kendi kendini yemeye baslar. Sonucunda olur. Uzum suyuna yogurt mayasi katilirsa, sonuc ne saraptir, ne de yogurt. Ne icilebilir, ne de yenilebilir. Maya'nin canli tutulabilmesi icin, surekli olarak kullanilmasi gerekir. Yeni mayalanmis yogurdun bir parcasi ayrilip maya olarak saklanir. Boylelikle maya da kendini yenilemis olur. Bir toplumun kulturu de bundan farksizdir. Kullanilmayan kultur olur.

Kitapliklar da, iclerinde toplumlarin mayalarinin saklandigi bir hazinedir. Icindeki kitaplar, yeni kusaklarin kafalarini mayalar. Bu maya tutar, yeni kitaplar yazilmasina neden olur. Yeni yazilan kitaplar da kitapliga eklenir. Maya gibi, benlik te buyur, incelir, arilasir ve yukselir.

Dolayisi ile, Kutadgu Bilig bir maya'dir, kullanilmaz ise olur. Olen yalniz bir kitap ve icinde toplanmis degerli bilgiler degildir, o kitabi yaratan kisiyi yetistiren toplumun mayasidir, benligidir. Maya'nin soy'unun olmus olmasi, maya'nin evrimini ve gelismesini de onler, durdurur. Maya da incelmek, arilasmak ve yucelmekten geri kalir. Bir kitap, kendinden once yazilmis olanlarin icindeki bilgi duzeyinden baslayarak daha yeni ve yuksek basamaklara tirmanir, bilgi'yi yukseltir. Toplumun mayasini saklayan da Kutadgu Bilig gibi yazilmis, yayinlanmis ve surekli olarak okunmakta olan kitaplardir.

Uygarlik

"Uygarlik," bir toplumun kendi mayasini, benlik ve kimligini kaybetmeden, diger uluslarin da mayalarini ogrenmek, anlamak ve kullanmak ugrasidir.[22] Bir toplum, dunyada tek basina yasayamaz. Diger toplumlarla alis-veris yapmak zorundadir. Bu alis-veris, yanliz ticari ve sinai alanda da kalamaz. Toplumlar dunyada bagimsiz yasayabilmek icin, ticaret yarisina oldugu kadar, uygarlik yarisina da katilmak zorundadirlar.[23] Dunya toplulugu icinde, bir toplum'un maya'sini kaybetmeden ve ozerk olarak yasayabilmesi de, diger toplumlarin "maya" larini ogrenmeyi ve bilmeyi gerektirir.

Uygarlik, dunya toplumlarinin genel malidir. Uygarlik, maya'lari degisik insan toplumlarinin uzun sure icinde edindikleri evrensel bilgilerinin duzenli yoldan ilerletilmesi, inceltilmesi, ve paylasilmasidir. Insan kafasi, govde'nin adaleleri gibidir: Egitimden gecmezler ise, gelisemezler. Japon ornegi, benligini kaybetmeden bir toplumun cagdas uygarliga yalniz ayak uydurmasi degil, onderlerinden biri olabilmesinin ornegini vermis, yolunu gostermistir.[24] Ingilizler, cicek hastaligina karsi asi'yi Turklerden 18ci Yuzyilda ogrendiler.[25] Gelistirerek, butun dunya uygarliginin mali haline getirdiler. Bunun gibi, domates, hindi[26] patates, misir gibi yiyecek maddeleri (ve tutun), Kuzey Amerika kitasindan 1492 yili sonrasi butun dunyaya yayildi.

Diger toplumlarin mayalarini ogrenmek yolu ile, bir toplum uluslararasi ortamda saglikli yasama ve yucelme yarisina katilir. ABD toplumu, yogurt mayasini ve yogurdu gunumuzden ortalama yirmi yil once (ticari tanitma yolu ile) ogrenip, severek gundelik gida maddeleri arasina katti.[27] Bu yoldan, ABD toplumu saglikli ve besleyici bir yiyecek maddesine kavustu. Ancak, bu durum, ABD toplumunu Turk'e cevirmedi. Japonya, elektronik bilimini ikinci dunya savasi sonrasi Bati Avrupa ve ABD den ogrendi. Bu sanayi dalinda dunya onderi oldu. Ama, kendi mayasini, benligini kaybetmedi. Dunya uygarligina adim uydurmakla, Japon toplumu Amerikali ya da Avrupali olmadi. Gene Japon mayasinin gelismesine onem verdi, benligini korudu. Bunun nedenlerinin basinda, Japon mayasinin tarih, edebiyat ve sanat yolu ile cok iyi belirlenmis olmasi, Japon toplumunun bu maya'yi degistirmek istememesi de gelmektedir. Cunku, Japon mayasi koklu olarak belgelenmis, yazilmis ve Japon egitim duzeni icinde temelli olarak ogretilmektedir.

Bir insan yalniz bir tur yiyecek maddesi ile yasayamaz. Ekmegin yanina hic olmazsa sogan, ya da yogurt eklemek zorundadir. Bu, yalniz tad almak icin yenilen bir katik degildir. Insanin yapisi, degisik yiyecek maddelerini yemesini gerektirir. Ayri mayalar yardimi ile olusturulan yiyecek maddelerinin insan govdesine girmesi gereklidir. Insan govdesi bu yiyeceklerden yararlanir, saglikli yasama yolunda kullanir. Bununla birlikte, ayri-ayri maya'lar, daha maya iken, bir kap ■cinde birbirine karisamaz. Her ailenin bir evi oldugu gibi, her maya da yasamak icin kendine ozgu bir kap ister. Ayri kaplar icinde yasayan mayalar, boylelikle mayalik gorevlerini yaparlar. Bu maya'larin ortaya cikardiklari maddeler toplami uygarliga katkida bulunur, madde'yi yaratan toplum'a maddi gelir saglarlar. Ornegin, Cin uzun sure ipek ve ipekbocekciligini gelistirmis, sirlarini diger toplumlardan sakli tutmustu. Bu yoldan Cinliler gunumuzde de uluslararasi ticarette onemli oranda para kazanmayi surduruyorlar.[28]

Kultur maya'si, insanin beyninde yasar. Insan beyni, insan govdesi gibi, bircok degisik kaynaklardan mayalanmis bilimlerden yararlanarak yasamak zorundadir. Bir beyin, yalniz matematik, ya da siir "maya" si ile gelisemez. Matematik maya'si ile ogrendiklerini nerede, kimin yararina ve nasil kullanacagini ancak tarih mayasi yolu ile ogrenebilir, bilebilir. Siir ve muzik yaratirken, ulusunun buyukleri ve basindan gecen onemli olaylar'i tarih'ten ogrendigi gibi, calismalarina kaynak alacaktir. Yoksa, kendi maya'si yerine, baska maya'lara hizmet edecektir.

Maya'larin "inceltilmesi" ve "arilastirilmasi" surekli, kesiksiz egitim yolu ile olur. Bu arilastirma ugrasi sirasinda, arilastirma'yi yapan toplum, diger toplumlarin maya'lari ile tanisir. Toplumlararasi iliskilerin gelismesi sonucu, uluslararasi uygarlik[29] ilerler.

Insanlarin kullandigi mayalar, kendi baslarina kendilerini yenileyemezler. Cogunlugu yalnizca insanlarin yararina calisan bu mayalar, insanlarin ozel dikkatini gerektirir. Kultur mayasi da bunlarin basinda gelir. Turk uygarligi icinde Kutadgu Bilig ve Bati Medeniyeti icinde Magna Carta sozlesmesi ve The Prince kitabinin onemi burada kendini gostermeye baslar.

Bu Bati Uygarligi nasil olusmustur, nasil yasamayi surdurur, neden ve nasil kendini yeniler? Bu soru'nun bir tek karsiligi vardir: bilgi ve egitim.

Egitim "Mayalandirma" ve Uygarlik

Romali tarihci Tacitus, M. S. Birinci yuzyilda yasamisti. Tacitus, gorgu sahidi bulundugu donemde Roma imparatorlugu egemenligi altinda olan Britanya'lilarla[30] karsi kullanilan Roma imparatorlugu politikasini aciklayici sunlari yazmisti:

[Britanyalilar] Bir zamanlar tek bir kral altinda [topluca] yasamakta idiler; simdi ise, kendi aralarinda ve rakip reisler altinda kendi aralarinda vurusmaktan bolunmus bulunuyorlar. Hakikaten, bizim [Romalilarin] isimize en cok yarayan da, kuvvetli uluslarin kendi aralarinda vurusmalari ve bize karsi isbirligi yapamamalari oluyordu.... [Britanyanin] belirli bolumleri Kral Cogidumnus'a yonetmesi icin verildi. Bu kral da sadakatle bize hizmete devam etti. Uzun sure once yerlesmis Romali geleneklerince, tabi bir kral eliyle [bu kral'a bagli] toplumlari da esir [ve tabi etmek] etmek yolu surduruldu....[31] Daginik, genis alanlarda yasayan (ve dolayisi ile [Romalilara karsi] baskaldirmaya her zaman yatkin) halk'i hareketsizlige alistirmak, sakin bir duzende zevk ve sefahat icinde toplu halde yasamaya yoneltmek amaci ile, Agricola[32] bu toplumlari tapinaklar, toplanma yerleri ve binalar yapmaya ozel olarak tesvik etti. Resmi olarak ta onlara onlarin bu gibi isleri tamamlamalari icin yardimda bulundu. Bu tesviklerine cabuk karsilik verenleri ve yerine getirenleri derhal acikca ogdu, onurlandirdi. Agirdan alanlari sertce elestirdi ve kinadi. Bu yoldan, devlet zoru ve eli ile degil, aralarina rekabet sokarak kisilerin toplumda taninmalari [sivrilmeleri] yolunu acti. Ek olarak, ileri gelen Britanyalilarin cocuklarinin uygar sanatlarda [civilized arts] egitilmelerini sagladi. Bunlarin dogal yeteneklerini Gaul'lulerinkilerden,[33] ne kadar iyi egitilmis olurlarsa olsunlar, daha ustun tuttu. Sonucunda, Latince ogrenmekten uzak durmus olanlar hemen cok iyi Latince ogrenmeye ve kullanmaya basladilar.[34] Roma giysileri de bu toplumlar icinde yayildi. Toplum yavas- yavas bozulmaya yuz tuttu; toplanti salonlarina, Roma hamamlarina devam ettiler, muhtesem partiler vermeye basladilar. Tecrubesizlikleri yuzunden, Britanya'lilar butun bu davranislarini uygarlik saydilar. Aslinda butun bunlar esaret ve bas egmelerinin gereklerinden baska bir sey degildi.[35]

Britanyalilarin Roma politikasini gorusleri ise baska bir acidandi. Gene Tacitus, dil-avcilarindan alindigi anlasilan ve Romalilara karsi olan Britanyalilarin dusuncelerini de kitabina ekler:

Teslim olmakla, omuzlarimiza daha da agir yukleri gonullu olarak almaktan baska hic bir kazancimiz olmuyor. Eskiden, her bir boy'umuzun birer bas'i var idi. Simdi ise iki kral birden [biri Romali vali, digeri, Romalilarin tahta cikardigi yerli kral] uzerimize oturtuldu --biri canimizi cikariyor, digeri de malimiza el koyuyor. Bu iki agamiz'in birbirleri ile catismasi halinde, kullari olan bizler ise cok kotu duruma dusuyoruz. Onlarin ceteleri veya duzenli askerleri, bize karsi yaptiklari butun hakaretlere siddet de karistiriyorlar. Malimiz ve namusumuz onlarin ihtirasi onunde artik emniyette degil. Savasta, yigit olan ganimetten payina duseni alir. Bugunku durumumuzda ise, korkaklar ve kacaklar evlerimizi soyuyor, cocuklarimizi kaciriyor, erkeklerimizi emirleri altina aliyorlar. Bu serserilere bas egmekle, sanki biz onlara "yurdumuz ugruna olmaktan baska, bizim icin herhangi bir sebeple olmek kolay" diyoruz. Halbuki, bizim nufusumuz cogunluguna karsi, isgalciler yalnizca bir avuc adam. Almanlar bu gercegi gorup, baslarindaki bu zalimleri kovdular. Hem de onlari dusmanin ana vatanindan koruyan bizimki gibi bir deniz kalkani degil, yalnizca bir nehir idi. Bizim ise ugrunda savasmamiz gerekli bir yurdumuz, karilarimiz ve ana- babalarimiz var. Romalilarin ugruna savastiklari ise yalnizca keyifleri ve ihtiraslari. Geldikleri gibi geri giderler. Eger biz de, atalarimizin yaptigi kahramanliga es olacak olursak, bunlar da giderler. Tanrilastirilmis Jul Sezar'in geldigi yere gittigi gibi. Savasta verecegimiz bir-iki kayiptan korkmamaliyiz. Basarimiz atagimizi destekleyecegi gibi, acilarimiz da dayanma gucumuzu arttiracaktir. Tanrilar su anda biz Britanyalilara aciyip, Roma generalini baska bir adada ve uzakta tutmakta. Biz ise, en guc ise basladik. Karsi gelme ve ayaklanma hazirligindayiz. Ve boyle bir durumda yakalanmakta, savasa atilmaktan daha buyuk tehlike vardir.[36]

Bu gozlem ve karsi gozlemler, M. O. 427?-347 yasamis olan Plato'nun [Eflatun] goruslerine ve yazilarina uymaktadir. Plato, Cumhuriyet adli kitabinda[37], bir devletin ve bu devlet tarafindan yonetilecek olan toplumlarin gorevlerini ozetler:

"Devletin gercek vazifesi, sosyal kuvvetleri uzlastirarak politikayi cemiyetin ilerleyisine cevirmektir. Devrimler, birtakim basit sebeplerle meydana gelmis gibi gorunurse de, bunla birikmis bircok kotuluklerin sonucudur. En sonunda demokrasi gelir. Demokrasinin esas prensibi, halkin egemenligidir. Ama milletin kendini yonetecekleri iyi secebilmesi icin, yetiskin ve iyi egitim gormus olmasi sarttir. Eger bu saglanamazsa, demokrasi, otokrasi'ye gecebilir. "Halk ovulmeyi sever. Onun icin, guzel sozlu demagoglar, kotu de olsalar, basa gecebilirler. Oy toplamasini bilen herkesin, devleti idare edebilecegi zannedilir.[38] "Demokrasi, halk egitimi meselesidir. Halkin egitimi zayif olursa, demokrasi oligarsi'ye gecer. Gene halkin egitimi zayif olursa, oligarsi demagog yaratir ve demagog, diktator olur..."[39]

Yunanli Plato'nun verdigi dersleri dinlemeyenler once gene Yunanlilar oldu, Yunan cumhuriyetleri bir askeri diktatorluk ve imparatorluga donustu. Ardindan gelen Roma cumhuriyeti, gecmis yakin tarihten de ders almayayarak, cumhuriyetlik niteligini Julius Caesar [Sezar] (M. O. 100-44) elinde kaybetti. Yerine gene bir diktatorluk kuruldu. Imparator/diktator Sezar, M. S. 44 yilinin Mart ortasinda olduruldu ise de, yaratilan imparatorluk organlari dolayisi ile cumhuriyet geri gelmedi. Sonra da Roma Imparatorlugu goctu.

Amerikan cumhuriyetinin devlet ve toplum kuruluslarinin ilk duzenleyicileri arasinda bu gibi gercekleri cok iyi bilen Benjamin Franklin (1706-1790), George Washington (1732-1799)[40] Thomas Jefferson (1743-1826)[41] gibi dusunurler, politika ile ugrastiklari gibi onem ve oncelikle egitim uzerinde de durdular. Amerikan Kolonilerinde[42] kurulan ilk universiteler, Avrupa duzeni'ni ornek aldiklarindan, birinci sirada din adamlari yetistirmekle gorevli idiler.[43] Ozellikle Franklin ve Jefferson ve onlarin izinden yuruyen ileri goruslu Amerikan dusunurleri ve politikacilari, temel bilimlerde egitim yapacak universite duzenini gelistirdiler. Adi Pennsylvania Universitesi olarak sonradan degistirilen College of Philadelphia, 1753 yilinda Franklin'in yardimi ile kurulmus olup, ABD'nin ilk "laik" universitesi ve bu yeni duzeni ilk uygulayan kurulus olarak bilinir. Bu atilimlar surdurulerek, 1819 yilinda Jefferson'un onculugunde Virginia; 1876 da Johns Hopkins ve 1892 de Chicago universiteleri acildi. Bu kuruluslar: ABD tarih, siyasal bilimler ve iktisat konularina yaptiklari katkilarla ABD laik temel bilimler egitimini buyuk olcude etkilediler. Amerikan kultur ve uygarliginin temellerini attilar. Bu yeni duzen, o gun'e kadar kurulmus universitelerce de sonradan benimsendi ve kabul edildi. Bu etkiler, degisik yonleri ile, gunumuzde dunya'nin diger ulke ve universitelerinde de kendini gostermektedir. Tarih ve diger toplum bilimlerinde insanligin bildigi ve olcebildigi en yuksek duzey'e ulasmis bulunan bu universiteler, ayni zamanda dogal bilim dallarinda da ABD'nin en onde gelen kuruluslaridir: Johns Hopkins universitesi, ABD Federal Hukumetinin actigi dogal bilim arastirma-yarismalarini kazananlar arasinda onde gelen bir kurulustur. Chicago Universitesi ise, atom bombasinin gelistirilmesinde ilk adimlari atan laboratuvar'i kurmustur.

Bilindigi gibi, bugun ABD deki her universitede lisans duzeyinde "ihtisas" ogretimi yapilmaz. Ileri gelen universiteler incelendiginde, ne buyuklukte olurlarsa olsunlar, ne sayida "mesleki okullari" olursa olsun, bu universitelerin cekirdegini bir "College" in olusturdugu gorulur. Bu "College," dort yillik bir "Temel Egitim" (Liberal Arts) okuludur. Bu Temel Egitim programlarinda ogrencilerin fizik, kimya, biyoloji, astronomi gibi dogal bilimlere es tutulan tarih, felsefe, matematik, muzik, guzel sanatlar; bunlarin yardimi ile Orta Dogu, Roma, Bati Avrupa, Uzak Dogu, v.b. edebiyatlari; ek olarak antropoloji, sosyoloji, psikoloji, ekonomi, gibi toplum bilimlerine kadar olan butun temel bilim dallarinda genel bir "taban" kazanmalarina yardimci olunur. Bu dort yillik temel lisans diplomasi alindiktan sonra "Mesleki okullarda" (Professional Schools) "meslekler" ek olarak okunur.[44] Temel Egitim, boylelikle once egitilmis kisi'nin kafasini maya'lar. Sonra da, mesleki egitimin "maya" sini olusturur. Bu universitelerde: tip, hukuk, kutuphanecilik, hastabakicilik, moda desinatorlugu, mimarlik, teoloji-din adami yetistirme, kamu yonetimi, is idaresi gibi butun "mesleki okullara" giris, herseyden once bir dort yillik Temel Egitim (lisans-Bachelor's degree) diplomasi gerektirir.

Karsilastirma yapmak bakimindan ele alinacak olursa, pek cok universitenin Lisans Ustu (Graduate School) tarih bolumunde lisans ustu (master) ve doktora calismalari yapildigi halde, tarih bolumu (ve bagli oldugu Graduate School) bir "mesleki okul" degildir. Cunku, mesleki okullar ancak "usta teknisyen" yetistirmek icin kurulmustur. Ileri gelen universitesiteler kendilerini daha cok "dusunur kisi" yetistirmek gorevlisi sayar. Tarih bolumu de bir "dusunce dalidir." Bu gorus'e gore, "dusunur kisiler" toplum'un sorunlari uzerinde arastirmalar yapar, cozum arar, onerilerde bulunur. Bu "dusunur kisilerin" ugrasilari sonucunda ortaya cikacak onerileri uygulamak ta, mesleki okullarda okumus "usta teknisyenlerin" gorevidir. Buna karsilik, "tarih" buyuk insan topluluklarinin (ornegin devletlerin) birbirleri ile olan iliskilerini inceler, arastirir, olaylardan kissa cikarir. Bu iliskiler icinde, uluslarin benliklerini ne denli koruduklarini; ne gibi yontemlerle aralarinda baris ve savas ile yaristiklarini arastirir. Gelecekte toplumlarin

birlikte nasil ve ne duzeyde anlasmalari, yasamalari gerektigini denetlenmis belgeleri ile ortaya koymakla ugrasir.

Unutulmamasi gerekir ki, gunumuz'un sartlari herseyden once insanlararasi iliskileri icerir. Buyuk ve kucuk butun ticari ve sinai kuruluslar insan topluluklarinca olusturulur, diger insan topluluklarindan mal alir, onlara mal satar. Geregi gibi genis kapsamda egitilmis "Insan Sermayesi" olmadan para, makina ve hammadde bir is goremez. Bu nedenle, ileri gelen universiteler ogrencilerinin oncelikle Temel Bilimler ile tanisik olmalarini ister, Temel Egitim'e oncelik verilir. Bu Temel Bilimler egitilmis kisilerce ne kadar ust duzeyde bilinirse, uyesi olduklari toplumlar da uluslararasi duzen icinde o kadar iyi gecinme ve "komsuluk" etmek yetenegi kazanirlar.

Herseye ragmen, ABD Temel Bilimler egitiminin oz'unu "Bati Avrupa" kulturu olusturmaktadir. Bu "Bati Avrupa kulturu" ise, genellikle ikibin yil oncesinin Yunan ve Roma kulturlerinin temeli uzerine kurulmustur. Bir Ingiliz, Avrupali, ya da ABD'li ogrenci, once kendi kulturunu, tarihini, edebiyatini, medeniyetini ogrenir; sonra da, ilerde birlikte is yapacagi, gecinmek zorunda oldugu uluslarin kultur, edebiyat, tarihi ile tanisir. Baska uluslarin maya'sindan, kendi ulus yarar ve cikarlarina ne gibi dersler alinabilecegini ogrenir. Bu tanisma ve mayalandirma da kitapliklarda yer alir.

Ortalama olarak, bir Temel Bilimler universite kutuphanesinde bir milyon cilt kitap bulunur. Nedeni aciktir.[45] Arastirma universiteleri kutuphaneleri de en az uc-dort milyon cilt kitaptan sonra ciddiyet ve saygi kazanmaya baslar. Genis acilardan ve konularda kitap okumadan, yalniz sinirli sayida "ders kitaplari" yolu ile "egitilecek" ogrenciler, bir kaliptan cikmiscasina belirli bir yone itilmis olacaklardir. Tek basina bir kagit parcasindan baska bir sey olmayan bir diploma'yi alabilmek icin, sinav hazirliginda bulunacaklardir. Yalnizca sinav gecmek icin calismalarda bulunmak ta basli-basina "Temel Bilim" egitimine taban-tabana zit bir tutum ve gorustur. "Temel Bilimler" egitimi, "her bir ogrencinin kendi ilgisini cekecek bir konuda kendi istek ve ozen ile derinlemesine calisma yapmasi" olarak da tanimlanir. Bu da, ozel ugras, merak ve calisma yolu ile kisinin uyesi oldugu kultur'e ve maya'ya katkida bulunmasi, bu maya'yi arilastirma calismasidir. O da kutuphanesiz olamaz.

Bu mayalandirma ve temel bilim egitimi, dunyanin ileri gelen kuruluslarinin calisma ve gelismelerini de etkiler. Ornegin, dunyanin en buyuk 1000 firmasinin genel mudurlerinin ve yonetim kurullari baskanlarinin egitimleri gozden gecirildiginde, bu gorevlerdeki kisilerin buyuk bir oraninin lisans duzeyinde "Temel Egitim" tahsil ettikleri anlasilir.[46] Daha kucuk bir orani once muhendislik ve dogal bilimler okumustur. Ancak Temel Egitim okuduktan sonra lisans ustu mesleki egitim gorenlerin sayisi da artmaktadir. Benzer bir karsilastirma da politika alanindadir. Arupali devletlerin politikacilarinin cogunlugu herseyden once tarih, ekonomi ve felsefe egitimi gormus kisilerdir.

Bu etkenlerden uluslararasi iliskilerde de kacinilamaz. Gunumuzde ABD deki Turk toplumlarina dagitilan yayinlar cogunlukla "askeri" konulara agirlik vermektedir. Bunun karsisinda, Turklerin komsusu olan toplumlar ise yalnizca kultur ve sanat acisindan kendilerinin ust duzeyde olduklarini dunya kamu oyunda iddia etmektedirler. Bu tutumlarini desteklemek icin de, hem de buyuk olcude, butun kultur dallarinda yayin ve calismalar yapmaktadirlar. Sonuc olarak, "Medeniyetsiz Turkler, askeri guc ile medeniyet'i ezmek ister" gibi efsanevi-hurafi bir gorus yaratilmaktadir.

Unutulmamalidir ki, "politika" bir "goruntuler" dunyasidir. Askeri guc ile medeniyetleri ezenlerin sonunda nasil yikildiklarini tarih, edebiyat kitaplari, ressamlarin eserleri ve klasik muzik parcalari uzun uzadiya anlatir. Onemlerine ragmen, kisiler: politikacilar, general ve amiraller, tarihciler emekli olur. Geriye kalan, bir toplum'un kultur ve uygarliginin yazili- basili gostergeleri olan tarih, edebiyat ve muzik'tir. Dunya meclislerde ve diger makamlarda karar verecek olanlar bu tarih ve edebiyat kitaplarini gencliklerinde okumuslardir, muzigi dinlemis ve etkilenmislerdir. Ister-istemez, o tur etkilerin altinda karar vereceklerdir. Verdikleri kararlarin savunmasini, edebiyat kitaplarindan alinan deyimlerle yapan politikaci az degildir. (Ustelik, kaynaklari uzerine dip-notu vermek zorunda da degildirler).

Kisacasi, surekli bir buyuk savas da, ticaret yarisina ek olarak, kultur alaninda her gun yer almaktadir. Bu kultur yarismasina katilmayan toplumlar, geleceklerinden vazgectikleri gibi, gundelik buyuk iktisadi kayiplara da ugramaktadirlar.

Din

Toplum'lari olusturan kisi'lerin ozel inanclari olan "din" lerin de bir toplum'un mayasi icine katildigi soylenir.[47] Bu gorus uzerinde de ornekleri ile durmak gerekir:

1. Ingiliz Krali Henry VIII ve Ingiliz Parlamentosu, 1532 ile 1536 yillari arasinda, o gune dek Ingilterede gorulmemis bir isbirligi cervesinde calisarak alti yasa cikardilar. Bu yasalarin hedefi, Ingiltere'yi Roma'da oturan Katolik Papa'nin politik ve ekonomik etkisinden kesinlikle ayirmak oldugu soylenir. O devirden sonra, Ingiliz Anglikan kilisesi Ingiltere'nin resmi dini oldu. Ingiltere Hristiyan kalmakla birlikte, Ingiliz hukumdari Ingiliz kilisesinin de basi sayildi. Boylelikle, Ingiltere kendi dis politikasini da Katolik Papa'nin dis politikasi etkisinden bagimsizlikla yurutmeye basladi.[48]

2. Dini tutuculuga karsi isyan daha once Almanyada baslamisti. Martin Luther (1483-1546) 1517 yilinda Papa'nin ve Katolik kilisesinin tutumlarini elestiren 95 tez'ini, rahipligini yaptigi kilisenin kapisina civilemisti. Papaligin, Hristiyanligin kutsal kitabi Incil'in Latince okunmasinda israr edisi bu protestolardan biri idi. Luther Incil'i ana dili olan Almanca'ya cevirerek hem Alman toplumunun Incil'in icindekileri anlamalarina yardim etti, hem de Alman dilinin telaffuz ve kullanilisinin birlestirilmesine ve bu duzgunlestirilmis Almanca'nin genis olcude yayilmasina yol acti. Almanlar da dinlerini millilestirmis oldular. Protestanligin (Protesto etmekten) bu tarihten sonra basdigi genellikle kabul edilir.[49]

3. Rus Prens'i Vladimir, M.S. 989 yilinda Hristiyanligi Kabul etti. Kiev prensligi bu tarihte Bizans (Constantinople-Istanbul) Kilisesinin bir kolu oldu. 1326 yilinda Kiev Metropol'u (Dini Bolge Baspapaz'i)[50] Moskova'yi gezerken oldu. Moskova bu firsati kacirmadi ve butun Rus sehir devletlerini birlestirip onderligini ele gecirmek icin, Kiev Metropol'luguna secilen papaz'i Moskova'ya tasinmaya ikna etti. Bu durum 1453 yilina kadar surdu. Istanbul'un Fatih Sultan Mehmet tarafindan 1453 te alinmasindan sonra, Son Bizans Imparatoru'nun yegeni Zoe Paleolog, Moskova hukumdari Ivan III ile evlendi. Bu olay, Moskova devletinin, Bizans geleneklerini surdurdugunu iddia etmesine yol acti. 1510 yilinda Moskova'da Rus Ortodoks Kilisesi kuruldu. Moskova III. Roma ilan edildi.[51] 1700 yilinda Rus Ortodoks Kilisesi Patrigi[52] oldu. Deli Petro 22 yil yeni Patrigi tayin etmedi. Rus Ortodoks Kilisesi, bu tarihten sonra kurulan ozel Ruhani Komisyon'a bagli olarak devletin bir "Bakanligi" haline getirildi. Boylelikle, Ruslar da tam anlami ile Hristiyanligi benliklerine uydurmus, "millilestirmis" oldular.

4. Islamiyetin M.S. 620lerde bir din olarak ortaya cikmasindan kisa bir sure sonra, Islamiyette "Si'ilik" (ayrilik) kendini gosterdi. Bir bolum mumin'in, Ali'nin ilk halifelige secilmesini istemeleri, ancak isteklerinin yerine gelmemesi bu "ayriliga" neden oldu. Hatta bu istekleri, daha Peygamber hayatta iken kendini gostermis idi. Kisa sure icinde, Iranlilar bu Si'iligi kendilerine bir bayrak yaparak, din yolu ile gelen ve artmakta olan Arap kultur etkenlerine karsilik verme yolunu aradilar. Bu yonden, Iranlilar da dinlerini millilestirmis oldular, Arap umma (ummet)[53] politikasinin yorungesinden cikmayi basardilar.[54]

5. Butun bunlara ek olarak: Ukrayna, Gurcu, Ermeni, Yunan, Kopt, Suryani kiliselerinin de Papa'nin politik, kulturel etkisinden uzaklasmak, kendi maya'larini korumak amaclari ile dinleri olan Hristiyanligi millilestirdikleri, kendilerine ozgu Patrikler sectikleri de hatirlanmalidir. Goruldugu gibi bu toplumlar, oz mayalarini korumak yolunda, din'in bile bu mayayi bozmasina izin vermemislerdir. Dinleri de hazmetmis, kendi toplum tore'lerine ayak uydurtmuslardir.

6. Hilafet'in 16ci yuzyilda Osmanli hanedanina gecmis oldugu kabul edilir. Buna karsilik, Osmanli padisahlari bu sifat'i genellikle kullanmaktan kacinmislardi. 18ci yuzyildan baslayarak, Osmanli saray'inin "Hilafet" yolu ile dis-politika yapma cabalari geri tepmis, 19cu yuzyilda Osmanli imparatorlugu icindeki millet'lerin, aldiklari uluslararasi egitim yardimi dolayisiyla da, milliyetcilige donmelerine ve Osmanlilara karsi bagimsizlik savaslari acmalarina yol vermisti. Bu da, Ataturk'un de ezan ve Kuran'i Turkcelestirmesinin, Diyanet Isleri Baskanliginin kurulmasinin basinda gelen nedenlerden biridir. Bu konularda Omer Seyfettin'in yaptigi milliyet ve din ayirimlari'nin, Mustafa Kemal'in dusuncelerini etkiledigi soylenebilir.[55] Kaldi ki, yukarda sozu edilen orneklerdeki ulus'larin bir bolumunun Hristiyanliktan once dunyada var olmalari gibi, Turk toplumlarinin tarihi, Islamiyet'in ortaya cikmasindan cok once baslar.[56]

7. 1787 de, ABD Anayasasinin katilikla din ve devlet islerini birbirinden ayirmasi, bu anayasa'yi yazanlarin tarih bilinclerinden ve konulari tarihi yonleri ile ele almalarindan ileri gelmektedir. Bu olay da, din ile devlet islerinin tarihte ilk yer alan ayirimi degildir. Cin'de milli devlet anlayisi, Confucius'un (M. O. 551-479) felsefe'si uzerine kurulmus idi. 12- 13cu yuzyillarda Cin'in genis bolumleri: Kitanlar, sonra da Jurchen'ler tarafindan isgal edildi. Bu isgaller sirasinda, dusman askerlerinden cok, isgalcilerle birlikte gelen Budizm[57] dininin Confucius devlet anlayisini "bogmaya" baslamasi Cin'li dusunurlerce buyuk bir tehlike olarak goruldu. Confucius'un, Cin'in milli devlet anlayisinin temelini olusturan gorusleri ile Budizm dini arasindaki bu donemdeki cekisme iki yuzyil surdu. Sonucunda, Cin'li dusunurlerin butun zorluklara gogus gererek dirilttikleri Cin geleneksel egitim duzeni yardimi ile, Confucius felsefe'si bu yaris'i kazandi.[58] Boylelikle Cinli maya'si korundu ve Cin'li olarak kaldi. Gunumuzdeki kalkinmayi da Cin'li felsefe ve politikasi carcevesinde yapmaktadirlar.

Timur Bey'in de, kurdugu imparatorluk icinde, din ile devlet islerini birbirlerinden ayri tuttugu anlatilir. Z. V. Togan'in gozlemlerine gore, Turk yoneticilerinin bu tutumlari 1920lerde bile Asya'da yasamakta idi.[59]

Tarih Anlayisinin Gunumuzdeki Onemi

Belirli ulkelerde, tarih bilimi ile atom bombasinin sirlari es duzey ve degerde tutulur. Tarihi belgeler ve atom fizigi'nin ayrintilari cok yuksek titizlikle korunur, saklanir. Eger "tarihi gercekler" ortaya cikacak ve butun toplumlarca bilinecek olursa, birtakim ulkelerin yillardir yuruttukleri siyasetleri kokunden sarsilacaktir. Ek olarak, "tarihi cehaleti yaymak" isini yuksek bir sanat haline getirenlerin ve bu turde siyaset yurutmekte olan kisilerin gelecekleri de kararacaktir. Ne var ki, gercekleri ogrenmek isteyenlerin onunde dikilen butun engeller'in bir cam parcasindan ayricaligi yoktur. Gerektiginde bir pencere camindan bakar gibi saklanmasina calisilan gercekler gorunur, ya da cam kirilarak ardindaki bilgilere ulasilir.

Rus Carligi, 1853-1856 yillari arasinda yer alan Kirim savasini, ortak Ingiliz, Fransiz ve Osmanli kuvvetleri karsisinda kaybetti.[60] Bunun sonucunda, Avrupadaki ekonomik-Politik durumu cok sarsildigindan, Rus Imparatorlugu Asya'ya karsi askeri atilimlara gecti. Orta Asya'ya yayildi.[61] Birinci Dunya savasinda yenik dusup, bu arada 1917 Bolsevik ihtilali de basverince, Ruslarin Avrupa'daki durumlari ve itibarlari daha da derinden sarsildi. Bunun uzerine, 1920 yilinda Baku'da bir "Dogu Kongresi" toplayip, Bolsevizm'i Asya'ya, bu arada da yeni kurulmakta olan Turkiye Cumhuriyetine de yaymak ve boylece toprak, ekonomik cikar ve uluslararasi itibar kazanma kararini aldilar.[62]

20ci yuzyilin sonlarindaki gelismeler, 19cu yuzyil'in sonlari ve 20ci yuzyil'in baslarindaki bu olaylari cok yakindan andirmaktadir: Dogu Avrupayi kaybeden Sovyet "Imparatorlugu" yoneticileri Asyayi elde tutmak istemekte, bu amaclarini gazetelere verdikleri demeclerle acik olarak belirtmektedirler. Ruslarin Azerbaycan'a (1988-1990)[63], Ozbeklere (1989-1990)[64], Kazaklara (1986)[65], Mesket[66] ve Tatarlara karsi olan girisimleri ve askeri harekatlari, 1856 Kirim yenilgileri sonucundaki tutumlarindan degisik degildir. Son iki yil icindeki hareketleri, Sovyet yoneticilerinin 1956 (Macaristanin Sovyetlerce isgali-Suveys Kanali olaylari), 1968 (Cekoslovaklayanin Sovyetlerce isgali-Bati Avrupa ogrenci haraketleri) yillarinda yer alan dunya olaylarini cok iyi hatirladiklarini ve bu tur olaylardan yararlanma yeteneklerini kaybetmediklerini de acikca gostermektedir.

Yazili tarih'lerin toplumlar uzerindeki onemini cok iyi anlayip, "yeni tarih" yazmak yolu ile "tarih" i kendi cikarlari icin degistirmeye ugrasanlarin gunumuzdeki varliklari ve calismalari da belgelenmistir. Ulus'larin benlik ve niteliklerinin "tarih icadetmek" yolu ile degistirilmesine calisilmaktadir. Bu uydurma tarihleri sonra da geri'ye, tarih'in derinliklerine yansitmak cabasi da gosteriliyor. Yazdiklari yorumlar ile (nitelik ve benliklerini degistirmayi hedef alinan) toplumlarin tutum, dusunce, ahlak ve yasam sekillerini kendi yararlari icin bir noktadan digerine cekmeyi ongoren kisi ve kurumlar da bulunuyor. Bu yazilan "hayali tarih" ler kisa sure icinde hedef alinan toplumlarin dillerine cevriliyor.[67] Eger, bu "hedef alinan" toplumlar bu oynanan oyunun ne oldugunu bilemez, oyunu oynayanlarin cikarlarini kestiremezse, toplum olarak yasayamiyacaklardir.[68]

Bu tur uluslarin kimligini degistirmek amaci ile yazilmis olan "icadedilmis hayali tarih" lere "yalanlama" yolu ile "karsilik" vermek, hic karsilik vermemeye esittir. Hatta, "yalanlama" yapmak icin harcanan emek ve kaynaklar da bosa gideceginden, "yalanlama" islerine girisen taraf zarara bile girecektir. Verilebilecek tek karsilik, derin ve temelden yapilip genis olcude yayinlanacak bilimsel arastirmalardir. Once koklu bilimsel arastirmalar duzenli olarak yapilir, yayinlanir. Sonra, bu gibi kitaplarin iclerindeki bilgiler, uzerlerinde yapilacak yorumlarla, gazete, radyo ve TV yollari ile toplumlara duyurulurlar. Bu yol, "yalanlama" yi gereksiz birakacagi gibi, saglikli ve derli-toplu bilgilerin de toplumlara aktarilmalarini kolaylastirir.[69]

"Hayali tarih" yazma cabalarinin iki ornegi kisaca verilebilir: A) Turklerin dunya uzerinde hangi tarihler arasinda yasadiklari; B) "Pan-Turkizm."

A) Ozellikle Sovyet yazilarina bakilacak olursa, Turkler ancak M. S. Altinci ve Onaltinci yuzyilarasinda yeryuzunde yasamislardir.[70] Ne daha once, ne de daha sonra. Sanki gokten zembille inip, bir bilinmez nedenle kaybolmuslardir. Bu "hurafe" gunumuzde yasayan Turklerin "kimligi" ve kokenlerini kasitli olarak "bulandirmakta" dir. Uluslararasi iliskilerde, uluslararasi kuruluslarca Turklerle ilgili olarak verilecek kararlar da, boylece bu "bulandirma" etkisi altinda birakiliyor. Sonucunda da, Asya'nin ortasinda yasayan tarihi Turk toplumlarinin soyundan gelenler de kucuk parcalara bolunerek "birbirleri ile iliskisi olmayan, ayri milletler" olarak gosteriliyor. O kadar ki, bu gulunc iddiaya gore, bu "ayri uluslar" birbirlerinin "dillerini bile konusamiyorlar" ve dilmaclara gerek goruyorlar; ya da "Rusca konusarak birbirleri ile anlasiyorlar."

Butun bu "tarih hirsizliklarinin" 1924 sonrasi "tarihi gercek" haline getirilmek iddiasina baslandigini da belirtmek gerekir.[71] Bu da, konu ile yazilmis bilimsel yazilarin okunmamasindan, okutulmamasindan ileri gelmektedir. Ornegin Z. V. Togan, Turk soylarinin yuzyillar boyunca yaptigi genis kapsamli toplumsal goclerini nedenleri ile birlikte ozetlemistir. Togan'in calismasinda anlatildigi gibi, Turk soylarinin olusturduklari birlikler ve kurduklari siyasi topluluklar da, o gunlerin ortamina gore, belirli evrimlerden gecmisti. Bu evrimler sonucunda, Turk soy ve boy'lari cok diri ve varlikli yeni Turk kumeleri kurmuslardi.

Dolayisi ile, gunumuz Ozbek, Kazak, Azerbaycan boylari, daha once yasamis Tatar, Nogay, Kirgiz, Oguz-Turkmen boylarinin acilip- kapanmalari ve gene ayni topraklarda yeniden degisik karisimlarla kaynasmalari yolu ile ortaya cikmislardir.[72] Turk boy'lari bu acilip-kapanmalari, kumelesmeleri ve kaynasmalari yaparken kendi varlik ve butunluklerini korumak yolunda calisiyorlardi.

B) "Pan-Turkizm"[73] bir Turk icadi degildir. Eski Turk kaynaklarinda, "Turklerin dunya hakimiyetini elde tutmak ihtirasi ile yanip tutustuklari"ni belgeleyen bir kavram yoktur. Bununla birlikte, ozellikle 19cu yuzyil sonlarinda ve 20ci yuzyil baslarinda, Turkleri bu suc ile itham edenler oldu.[74]

Bugun bilinen kaynaklara gore "Pan-Turkizm", 19cu yuzyil Avrupa kuvvet dengesi ugrasmalarina yardimci olmasi icin Avrupa'da icadedilmis bir iddia'dir.[75] Ilk olarak, Carlik Rus ordusu'nun Taskent'i isgal yili olan 1865 de basilan bir kitapta gorulur.[76] Ruslar 19cu yuzyil'da [1552 yilinda Kazan hanligi'ni isgal etmekle baslattiklari tutumu surdurerek] Asya'ya ekonomik somurge bulucu yayilma hareketlerine devam ettiler. Ingiliz'ler 1828 Turkmencay anlasmasindan baslayarak, Hindistan'daki imparatorluklarini Ruslardan koruma yollari aradilar; Rus ve Ingiliz imparatorluklari arasinda yasayan Turkleri birlestirip, Rus yayilmasina karsi bir engel olarak kullanmak istegi bu "Pan- Turkizm" "cozumunu" ortaya cikardi.[77]

Ruslar da bu "Pan-Turkizm" iddialarini politikalari yararina kullandiklari din maskesi altina aldilar. Cunku Ruslar, Asya'ya yayilma calismalarini (diger somurgeci imparatorluklarin yaptigi gibi), "Hristiyanligi yaymak cabasi" olarak gosteriyorlardi.

Eger bu iddialari ile Turkleri "Batili medeniyetlere zararli" gosterebilirlerse, Ruslar:

a) Vambery yolu ile ortaya atilan "Pan-Turkizm" ve bu "akimin" onculugunde kendilerine karsi kurulmasina calisilan "Turk kalkani"ni kirabilecekler;

b) Avrupali Hristiyan devletlerin Ruslarin Orta Asya'daki hareketlerine engel olabilecek diplomatik iddialarini yersiz birakip, kendi Asya'ya yayilma cabalarini surdurebileceklerdi.

Almanlarin iktisadi ve askeri yonlerden guclenmeye baslamasi Ingiliz ve Rus'lari urkuttu. 1907-1909 larda yaptiklari gizli anlasmalarla, Ingiliz ve Rus imparatorluklari birbirlerine karsi "Pan-Turkizm silahini" kullanmama karari aldilar. Bunun uzerine, Ruslar tek tarafli olarak "Pan-Turkizm zararlarini onleme" ve "dunya'yi Turklerden kurtarmak calismalarina" basladilar. Bu anlasmalar,ve ortaya cikardiklari tutumlar, Ruslarin Birinci Dunya Savasi basinda Erzincan ve cevresine girmelerinin "gerekceler"den biri olarak gosterildi.

Orta Asya'daki Turk toplumlarinin esaret altina alinmasi boylelikle uluslararasi toplumlarca da kabul edilmis oluyordu. Ancak, Orta Asya Turk toplumlari bu tutsakliga karsi koyma karari verdiler. Orta Asya'da "Milli Kiyam" (bagimsizlik ayaklanmasi) adi ile bilinen, buna karsilik, Ruslar tarafindan dunya'ya "Basmaci" (haydutluk, sakilik) adi ile aktarilan Orta Asya Bagimsizlik Savasi 1916 yilinda basladi. Kisa surede buyuk cap'ta askeri harekat'a donustu. 1930 sonlarina kadar suregiden bu bagimsizlik savasinin dogal sonucunun ne olacagini bugun bilemiyoruz. Cunku, Ikinci Dunya Savasinin baslamasi Orta Asyalilarin bu ulkulerinin ertelenmesine neden oldu.[78]

"Pan-Turkizm" oyunlari bununla da bitmedi. Birinci Dunya Savasi baslamadan once, Alman bilim adamlari ve subaylari, adi gecen "Pan-Turkizm"i Almanya cikarlarina [Rus ve Ingilizlere karsi] yardimci olmasi icin ele almislardi.[79] Pan Turkizm ve Pan- Islamizm'i basta Enver Pasa olmak uzere, butun Turk subay ve politikacilarina benimsetmeye calistilar. Almanlar bu "ozendirme, imrendirme" calismalarinda toptan basarili olamadilar: Mustafa Kemal, Kazim Karabekir gibi genc ve yetenekli subaylar diger uluslarin gutmekte olduklari hedefleri gorup anladilar ve karsi ciktilar.[80] Omer Seyfettin, Alman bilim adamlarinin ve tuccarlarinin "imrendirme" calismalarini yakindan gorup, toplumu uyarmak amaci ile diger yazdiklarina ek olarak ozellikle "Fon [Von] Sadrinstayn" hikayelerini yaratti.[81] Buna ragmen, Almanlar Turkler'i Kafkaslarda savasa sokmayi basardi.[82] Alman dusunurlerinin amaci, Bati cephesinde Ingiliz ve Fransiz'larla carpismakta olan Alman ordularina nefes aldirmak idi.

Turkler arasinda bu Turk illeri disinda yaratilmis "Pan-Turkizm" dusuncesine yakinlik, Ikinci Dunya Savasi baslamadan once gene Alman dusunurlerince, gene ayni Alman yararlari yolunda filizlendirildi.[83] 1960 sonrasi "Pan-Turkizm" akinlari, Ikinci Dunya Savasi baslamadan once atilan tohumlardan yesermis ve kok salmistir.[84] Bu ve ilgili olaylarin belgeleri, turlu uluslarin resmi devlet arsivlerinde bulunmaktadir. Bu belgelerin bir bolumunun kopyalarini acikca satin almak mumkundur.[85]

Buna ragmen, yukarda sozu edilen diger ulus'larin "yarisma kavgasi" dolayisi ile, Turkler kendi yaratmadiklari bir akim olan "Pan-Turkizm" iddialariyla, uluslararasi kamuoyu onunde mahkum edilmeye calisilmaktadir. Cunku, bu olaylar yakin yillara kadar yazilmamis, kamu oyu onunde belgelenmemis, toplu olarak yayinlanmamistir.

Bununla birlikte, bir maya'dan gelmis toplumlarin, maya birliklerini korumak istemeleri dogaldir. Iskandinav Birligi, Ingilizce Konusanlar Birligi gibi ornekleri de coktur. Dolayisi ile, ortak maya birligini saklayan kitap ve dusuncelerin bu toplumlar icinde canli tutulmak istenmesi, bu toplumlarin hakkidir.

Bir Azerbaycanli dusunur'un de dedigi gibi "Amerikalilar da Sekspir okuyorlar. Bu olay, Amerikalilari Ingilizlestirmiyor." Uygarligi meydana getiren mayalarin gelismesi, uygarligin yararinadir. Eger Orta Asyalilar da ortak mayalarini korumak icin isbirligi yaparlarsa, bu onlarin bilecegi is'tir. Begenmeyenler, gecmiste oldugu gibi, kendi gundemlerini nasilsa gene aciga vuracaklardir.

Gorus

Boylece, gunumuzde Turk toplumlarinin karsi-karsi'ya kaldigi en onemli sorunlar, yukarda ana cizgileri ile ozetlenen: Tarihsel kimlik savasi'dir; "Maya" korumak ugrasi'dir; Tarih hirsizligini onlemek cabasidir; Uygarlik icinde ozgur, bagimsiz ve gudumsuz yasama yarisidir; Yasamini, varligini koruma kaygisidir.

Tarihini caldiran toplum, kimligini ve varliginin cekirdegini de caldirmistir. Maya'siz, tohum'suz kalan bir toplum varligini nasil surdurebilir? Kimligini bilmeden, ozgur ve bagimsiz yasayabilmek icin gelir'ini nereden ve nasil saglayabilir? Bu geliri hangi ticaret ve sanayi dallari yolu ile hangi pazarlarda kazanabilir? Komsularinin himmeti ile yasasa bile, kimligini bilmez ve koruyamaz ise, butun bu ugraslari kimin cikarina yapacaktir? En onemlisi: butun bunlari nasil ve nereden bilecektir? Gelecek kusaklara nasil anlatacaktir?

Son yillarda, Turk toplumlari icindeki dusunurlerin bu olaylari anladiklarini ve karsi tedbir almak calismalarina basladiklarini gosterir dipnotlu arastirma yazilari yayinlaniyor. Sozu edilen bu yazilardan ornekler Bati dillerine de cevrilmekte.[86] Ancak, bu tur calismalar toplumca benimsenmez, gelistirilmez ve desteklenmez ise, yararliliklarini surduremeyeceklerdir. Turk atasozleri uyarir: "Tasima su ile degirmen donmez." "Sokma akil dokuz adim gider." "Akilsiz bas'in cezasini ayaklar ceker."

M. S. 732 de dikilmis olan Orhon yazitlari[87], Turk Hakanliklarinin daha onceki yillarda baslarina gelen olaylar ve Turklerin o donemlerdeki "kurtulus savaslari" ile ilgili bilgi verir.[88] Sekizinci yuzyilda dikilen bu anitlarda sozu gecen olaylar ve uzerlerine verilen ogutler sanki 21ci yuzyil icin yazilmistir.

Kaldi ki, Orhon yazitlarinin ogutleri 17, 18, 19 ve 20 ci yuzyillar icin de gecerlidir. Ancak, bu yazitlar her nedense unutulmus, dikildikleri yerlerde sekizinci yuzyildan 19cu yuzyil ortalarina kadar "dilsiz" kalarak "yeniden bulunmayi" beklemislerdir.

"Eger bu anitlarin uzerindeki ogutler unutulmasa idi...."

diyerek dogunmenin bu gun icin bir anlami yoktur. Ancak, tarihi olaylardan ders alarak ilerisini dusunmek gerekir. Toplumlar yalniz tarih'te yasamazlar. Eger bir toplum'un yasamak istegi var ise, gelecekte de yasayacaktir. O toplum'un bireyleri gecmisten ornek alip, gelecek icin calisacaklardir.

Kutadgu Bilig de yaptigi algilamalardan anlasildigina gore, Balasagunlu Yusuf'un bu gercekleri 11ci yuzyilda kavradigi, Orhon yazitlarinda yer alan bilgilerle tanisik oldugu, bunlari gelecek kusaklara aktarmaya calistigi da goruluyor.[89] Orhon yazitlarindaki Turk buyukleri Tonyukuk ve Bilge Kagan, gelecek kusak Turklere:

"Sorunlara cozum getirmeyen kisi de sorunun bir parcasidir"

turunde de seslenmektedirler. Yazdiklari tarih yolu ile, yedinci yuzyil Turklerinin basina gelen olaylari anlattiklari gibi, gelecekte bu gibi istenmeyen olaylarin onlenebilmesi icin yapilmasi gerekli isleri ozetlemektedirler.

Bu arada,

"Bir toplumun yasami boyunca kac defa kurtulus savasi yapmasi gerekir"

dusunce soru'suna da karsilik verirler:

"Gecmisini her unutusta."[90]

"Gorunen koy kilavuz istemez"

ata sozu, aciklama gerektirmez. Buna karsi, gorunen koyleri bile gormek istemeyenler her toplumda bulunur. Bu gibi kisilere Balasagunlu Yusuf Kutadgu Bilig'de seslenir:

Akilli insan icin akil kafi bir estir; Bilgisiz adam icin hakaret tam bir addir.[91]

Balasagunlu Yusuf'un yazdiklarinin anlasilmasina yardimci olacak bir Turk atasozu daha vardir:

"Anlayana sivisinek saz; anlamayana davul-zurna az."

NOTLAR:

  • 1. Ornegin, eski karakucak gurescileri, er meydaninda tutusacaklari kisilerin diger yarismacilarla yaptiklari gureslerini buyuk bir titizlikle seyrederlerdi. Bu yoldan, bilinen oyunlara dusmemeye calisirlardi. Konu ile ilgili olarak, bak: Ibrahim Ince, "Turklerde Gures" Kara Kuvvetleri Dergisi Sayi 4, 1971; Halim Baki Kunter, Gures Yilligi, 1944 (Istanbul, 1945); Ismail Habib Sevuk, Turk Guresi (Istanbul, 1949).

  • 2. Kazim Karabekir, Istiklal Harbimiz. (Istanbul: Turkiye Yayinevi, 1960).

  • 3. Onemi cok iyi bilinen "Tarih Yazmak Yontemleri" (historiography) uzerine son bin yildir Dogu ve Bati dillerinde ayrintili yorumlar yapilmis, degisik gorusler verilmis, ozel kitaplar yazilmistir. Konu'ya Turkceden girmek isteyecekler icin, Tarih'te Usul (Istanbul, 1950) kitabi ile, Zeki Velidi Togan bu goruslerin buyuk bir bolumunun ozetini vermistir.

  • 4. Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig. Derleyen: Resit Rahmeti Arat. (Ankara: Turk Tarih Kurumu, 1974). Ikinci baski. Sayfa 25-27.

  • 5. Bak Baburname (Turkce tipkibasim) Derleyen: Annette S. Beveridge (Leyden & London, 1905). The Babur-Nama in English, (Memoirs of Babur) Annette S. Beveridge (Tr.) (London, 1922). Ikinci basim 1969. Hindistanda devlet kurmus Turkler icin bak Lt. Col. Sir Wolseley Haig & Sir Richard Burn (Eds.) The Cambridge History of India (1922-1953), Vol. III, Turks and Afghans (1928). Gunumuzde, bu dizin'in icindeki goruslerin eskimis ve Ingiliz imparatorluk anlayisi cercevesinde ele alindigi kabul edilir. Daha kisa ve yeni bir gorus ozeti ise Oxford History of India (1958) verilmektedir. Bak M. G. S. Hodgson, The Venture of Islam: Conscience and History in a World Civilization (1974), Cilt 3.

  • 6. Abbas Kuluaga Bakuhanli, (Rusca cevirisi) Giulistan-Iran (Baku: Obshchestvo obsledovaniia i izucheniia Azerbaidzhana, 1926); (Turkcesi) Gulustani-Irem (Baku: Azerbaycan SSR Ilimler Akademiyasi, Tarih ve Felsefe Institutu, 1951); (Farscasi) Gulustani-Irem (Baku: Azerbaycan SSR Ilimler Akademiyasi, Tarih Enstitutu, 1970).

  • 7. Abbas Kuluaga Bakuhanli, Nasihatlar bak: A. K. Bakikhanov: Sochnieniia, zapiski, pis'ma (Baku: Elm, 1983). Ingilizce cevirisi ve uzerine yapilan arastirmalar icin bak: Audrey L. Altstadt, "Admonitions of Abbas Kuluaga Bakikhanli." H. B. Paksoy, Editor Central Asian Monuments (Istanbul: Isis Press, 1992).

  • 8. Uzun uzadiya laf ebeligi etmeden, 19cu yuzyilda yasamis olan Seyyid Azim Sirvani (1835-1888), bu dusunceleri bir beyitte toplamistir: "Bir beladir bu derd-i nadani (gorgusuz\cahil)/ Ki onun elm (bilim) olupdu dermani." I. A Huseyinof et. al. Azarbaijan Tarihi (Baku, 1960) Cilt 2. Sayfa 322-3. Ek olarak, bak: Omer Seyfettin, "Nadan," Vakit Gazetesi, 11 Mayis 1334/1918.

  • 9. Konu'ya giris acisindan, R. R. Arat'in yorumlarina ek olarak, bak: Omeljan Pritsak, "Von den Karluk zu den Karachaniden" Zeitschrift der Deutschen Morgenlandischen Gesellschaft 101. (Wiesbaden, 1951); a. g. y. "Die Karachaniden" Der Islam 31. (Berlin, 1953-1954); a. g. y. "Karachanidische Streitfragen" 1-4, Oriens II. (Leiden, 1950); R. Dankoff, "Introduction" Wisdom of Royal Glory (Kutadgu Bilig) (Chicago, 1983); Peter B. Golden, "The Karakhanids and early Islam" The Cambridge History of Early Inner Asia, Denis Sinor, Ed. (Cambridge University Press, 1990).

  • 10. Ornegin, bak: Magna Carta Commemoration Essays With a Preface by the R. Hon. Viscount Bryce, O. M., Etc. Edited by Henry Elliott Malden, M. A.; Hon. Fellow, Trinity Hall, Cambridge; Hon. Secretary, Royal Historical Society. (London: Royal Historical Society, 1917).

  • 11. Magna Carta and its influence in the world today by Sir Ivor Jennings, KBE, QC, LittD, LLD. Prepared for British Information Services, by the Central Office of Information. (London, 1965). Bu arada eklenmesi de gerekir ki, bugunku Ingiliz anayasasi yazili bir belge degildir. Yorumlarla "gelistirilmis" olan bu anayasa, konu uzerinde verilmis ozel mahkeme kararlari toplami olarak da bilinir.

  • 12. Bak The Oxford History of Britain, Kenneth O. Morgan (Ed.) (Oxford: Oxford University Press, 1984).

  • 13. Bak Kutadgu Bilig. I Metin. Latin harflerine ceviren: Resit Rahmeti Arat. (Istanbul: Milli Egitim Basimevi, 1947). Sayfa IX.

  • 14. Bak, Niccolo Machiavelli, The Prince and the Discourses, Luigi Ricci (Tr.) (1950).

  • 15. Bak The Book of Dede Korkut, Geoffrey L. Lewis (Tr.) (London, 1974).

  • 16. Bugun Afganistan sinirlari icinde bulunan Herat sehri, gene Timur Bey'in torunlarindan olan Huseyin Baykara (hukumdarligi: 1469-1506) ve "nedim" i olan Ali Shir Navai (1441-1501) yonetimindeki bir Turk devletinin baskentligini yapmisti. Uygur Turklerinden olan Navai, Turk-Cagatay edebiyatini doruguna cikaran yazar olarak tarih'e gecmistir. Bak: A. S. Levend, Ali Sir Nevai (Ankara, 1965-68) 4 Cilt. Turk Dil Kurumu Yayini. Daha once de, Herat sehri, Gazneliler Turk devleti icinde bulunuyordu. Bak: C. E. Bosworth, The Gaznavids: Their Empire in Afghanistan and Eastern Iran, 994 - 1040. (1963).

  • 17. Eski Turkler, kendilerine ozgu bir takvim kullaniyor, yillara hayvan adlari veriyorlardi. Bak: Osman Turan, On Iki Hayvanli Turk Takvimi. (Istanbul, 1941); R. R. Arat, Turklerde Tarih Zapti. (Istanbul, 1937).

  • 18. Kutadgu Bilig. I Metin. Arat. Sayfa XXXIV-XXXV.

  • 19. Bak: Kutadgu Bilig, I Metin. Arat, XXXVI.

  • 20. Office of the Architect of the US Capitol tarafindan basilmis bir kitapcikta asagidaki bilgiler verilmektedir:

  • The 23 relief portraits in marble are of men noted in history for the part they played in the evolution of what has become American law. They were placed over the gallery doors of the House of Representatives Chamber when it was remodelled 1949- 1950. Created in bas relief of white Vermont marble by seven different sculptors, the plaques each measure 28" in diameter. One is full face, and 22 are profile. From the full face of Moses on the north wall, 11 profiles face left and 11 face right, ending at the Webster quotation on the south wall above the speaker's chair. The subjects of the plaques were jointly chosen by a group from the University of Pennsylvania, and the Columbia Historical Society of Washington D.C. in consultation with authoritative staff members of the Library of Congress. The selection was approved by a special committee of five Members of the House of Representatives, the Architect of the Capitol and his associates. The plaster models of these reliefs may be seen on the walls of the Rayburn House Office Building subway terminal. In chronological order the lawgivers are: Hammurabi (c. 2067-2025 B.C.); Moses (c. 1571-1451 B.C.); Lycurgus (c. 900 B.C.); Solon (c. 595 B.C.); Gaius (c. 110-180 A.D.); Papinian (c. 200 A.D.); Justinian (c. 483-565); Tribonian (c. 500-547 A.D.); Maimonides (c. 1135-1204 A.D.); Gregory IX (c. 1147-1241 A.D.); Innocent III (1161-1216 A.D.); de Monfort (1200-1265 A.D.); St. Louis (1214-1270 A.D.); Alphonso X (1221-1284 A.D.); Edward I (1239-1307 A.D.); Suleiman (1494-1566 A.D.); Grotius (1583-1645 A.D.); Colbert (1619-1683 A.D.); Pothier (1699-1772 A.D.); Blackstone (1723--1780 A.D.); Mason (1726-1792 A.D.); Jefferson (1743-1826 A.D.); Napoleon (1769-1821 A.D.).

  • 21. Bak Ziya Gokalp, Turkcugun Esaslari. (1923); Ingilizcesi: The Principles of Turkism, Robert Devereux (Tr.). (Leiden: E. J. Brill, 1968). Sayfa 72, 75.

  • 22. Ataturk'un dedigi gibi "Bir ulus'un yukselmesi, muzikte olan degisikligi anlayabilmesine baglidir." Muzikte degisme ise, toplumun mayasinin gelismesi ve arilasmasi ile cok yakindan ilgilidir. Muzik yolu ile bir ulus'un diger bir ulus'u icten ele gecirme cabalari, 20ci yuzyilda acikca kullanilmis yontemlerdir.

  • 23. Bak, H. B. Paksoy, TICARET, TARIH VE ULUSLARARASI YARISMA. (1990).

  • 24. ABD deniz kuvvetlerinin 1854 yilinda Commodore Matthew C. Perry komutasinda yolladigi bir kuvvet sonucunda Japon'lar ABD ile ticari anlasmalara girmislerdi. Bu olay'dan sonra, Japon'lar dunya'ya acilma karari almis, bilincli olarak, toplumlarinin maya'sini bozmadan dunya uygarligina girme calismalarina baslamislardi.

  • 25. Lady Mary Wortley Montagu (1689-1762), Ingilterenin Osmanli imparatorluguna yolladigi Buyukelcisinin karisi idi. Istanbulda otururken cicek hastaligina karsi Turklerin nasil asi yaptigini gormus ve Ingiltere'deki dostlarina yazmisti. Lady Montagu bu arada, Turk hanimlarina da Ingilteredeki kadin haklarinin Osmanli Imparatorlugundakinden nasil daha yuksek duzeyde oldugunu anlatmaya calisiyor, kendince bu konu'da asi yapmaya calisiyordu.

  • 26. Zooloji siniflandirmasi ile "meleagris gullopavo" ve "americana sybestris auis" olarak bilinen "hindi" nin ana yurdu 1492 de "kesfedilen" Kuzey ve Orta Amerika kitasi'dir. 1494 Tordesillas anlasmasi sonrasi, Roma'daki Papa tarafindan Amerika ticaret imtiyazi Portekizlilere verilince, bu kus'un Atlantik ve Afrikanin guney burnu yoluyla Hindistandaki Portekiz kolonisi olan Goa'ya getirildigi anlasiliyor. Babur'un torunu Cihangir (1615 yillarinda) Tuzuk-u Jahangiri adli hatiralarinda yazdigina gore, o sure icinde Hindistana yayilmakta idi. Ancak, Hindistanda daha once bilinen ve Yeni Gine'den yayilan "Guinea tavugu" na (Meleagris Numida) benzedigi icin, Hindistanda kurulan Ingiliz imparatorlugunda onceleri "Guinea Fowl" olarak tanimlanmistir. (Bak: O. Caroe, "Why Turkey" Asian Affairs October 1970). Sonra, Osmanli Imparatorlugu vilayeti olan Misir'a da getirildigi anlasilan bu kus, Turkce'ye "Hindi" (Hintli) adi ile girmistir. Avrupa'da Osmanlilar'a "Turk" denildiginden, "hindi" ye "Turkey" adi verildigi, ve "Turkey" adinin Misir'dan Ispanya ve Ingiltere'ye goturuldugu tahmin ediliyor. Sonucunda, 1620 yilindan baslayarak Ingiltere'den Kuzey Amerika kitasina yeni gocmen gidenler, bu kus'u "Turkey" olarak biliyorlardi. 1776 devrimi sonrasi ABD bagimsizligi ilan edilince, Benjamin Franklin'in, hindi'nin (Kuzey Amerika yerlisi oldugundan) ABD maskot'u olmasini istedigi soylenir. Yerine, ana yurdu gene Kuzey Amerika kitasi olan "Bald Eagle" (Haliaeetus leucocephalus) [kel kartal] secilmistir.

  • 27. Ingiliz yazarlari, Turklerin yogurdu ile tanistiklarini ilk kez 1625 yilinda yayinlamislardir. Ancak, yogurt maya'sinin bilimsel adi da "Lactobacillus bulgaricus" ve "streptococcus thermophilus" olarak tarih'e gecirildi. Bu da, Turklerin oz maya'lari uzerine yeterince yazi yazmamalarindan dolayi olsa gerekir.

  • 28. Cinlilerin bu ticaret'ten cok para kazanmalari diger uluslarin dikkatini cekti. Sonucunda bu sir, tarihi yorumlara gore M. S. 6ci yuzyilda, bir kamis dolusu ipekbocegi kozasi calan bir kisi tarafindan dunyanin diger koselerine dagitildi.

  • 29. Gokalp'in deyimleri ile "Civilization--medeniyet." "Civilization" da Latince koklu olup, genel yurttaslik ve yasalara saygi anlamina kullanilmistir.

  • 30. Bugunku Ingiliz'lerin atalari sayilirlar.

  • 31. Tacitus, The Agricola and the Germania, H. Mattigly (Tr.), Revised by S. A. Hanford (London, 1970). S. 62-64.

  • 32. Agricola, Roma'nin o gunlerde bir eyaleti olan Britanya'ya Vali olarak tayin edilmis olup, ayni zamanda tarihci Tacitus'un da kayin babasi idi.

  • 33. O gunlerde Gaul'luler, bugun de oldugu gibi, gunumuz Fransa'sinin Kuzey'inde yasiyorlardi. Britanyalilarla akraba olduklari kabul edilir.

  • 34. Romalilar ana dilleri olan Latince'yi, yonetimleri altina aldiklari bolgelerde de kullandilar ve yaydilar.

  • 35. Bak Peter Salway, "Roman Britain: (c.55 BC-c. AD 440)" The Oxford History of Britain, Kenneth O. Morgan, (Ed.) (Oxford, 1984). S. 20-21.

  • 36. Tacitus, Britain and Germany [Agricola] Ceviren, H. Mattingly. (London, 1948). S. 65-66.

  • 37. Pek cok dillere cevrilmistir.

  • 38. Eflatun'un bu sozleri, S. S. Aydemir, Ikinci Adam (1938- 1950). (Istanbul, 1975) Ikinci Cilt. 3cu baski. S. 431-432 den buraya aktarilmistir.

  • 39. Gene, Aydemir, Ikinci Adam. S. 471. den aktarilmistir.

  • 40. ABD nin ilk Baskani (1789-1797).

  • 41. ABD'nin ucuncu Baskani (1801-1809).

  • 42. Kuzey Amerika kitasi, 1776 Amerikan Devrimi'ne kadar Ingiltere'nin bir kolonisi (somurgesi) olarak yonetilmisti.

  • 43. Ornegin: Harvard (1636), Yale (1701), Princeton (1766 da College of New Jersey olarak kuruldu).

  • 44. Muhendislik okullarinin egitim cizelgeleri icinde de, gene "temel bilimler" okutulur.

  • 45. Ornek olmasi bakimindan: Harvard universitesi merkez kutuphane kolleksiyonu alti milyon; ABD Kongre kutuphanesi yirmi milyon cilt'ten buyuktur.

  • 46. Bir gorus'e gore ortalama %70i. Bak: Barron's; Fortune; Business Week dergileri, yillik degerlendirme sayilari.

  • 47. Konu ile ilgili olarak bak: Yusuf Akcura, Uc Tarz-i Siyaset. (Ankara: Turk Tarih Kurumu, 1976). Akcura'nin bu yazisi ilk defa 1904 yilinda, Kahire'de yayinlanan Turk gazetesinde basilmistir.

  • 48. A. G. Dickens, The English Reformation (London, 1974); C. S. L. Davies, Peace, Print and Protestanizm, 1450-1558 (London, 1976).

  • 49. Bu konularda cok sayida kitap vardir. Ornegin, bak J. Atkinson Martin Luther and the Birth of Protestanizm (1968); E. Erikson Young Man Luther: A Study in Psychoanalysis and History (1962).

  • 50. Hristiyanlik'ta butun papazlar, rutbe sirasi ile, mezheplerinin kilise yonetimine tabidirler. Bir ulke, archbishop yonetiminde "archbishopric" adli belirli buyuklukteki bolgelere ayrilir. Her archbishopric, nufus yogunluguna gore, bishop yonetiminde "bishopric" adi verilen sehir birimlerine; sehirler de, mahalle duzeyine kadar olan kucuklukteki alt bolumlerde, monsignor yonetiminde "dioscese" adli dini yonetim bolgelerine ayrilir. Belirli Hristiyanlik mezheplerinde, "archbishop" yerine baska adlar da kullanilabilir. Genellikle, Rus Ortodoks Kilisesinin "Metropol" u, Yunan Ortodoks Kilisesinin "Baspiskopos" u ve Anglikan "Archbishop" u bir duzeyde olan ruhanilerdir.

  • 51. Bilindigi gibi, II. Roma, Constantinople (Istanbul) idi. Roma Imparatorlugunun cokme devrinde, M.S. 325 yilinda, Nicea (Iznik) Konseyinde "Dogu Ortodoks" dini resmiyet kazandi. Bu Mezhebin basinda Bizans Imparator'u bulunuyordu. Bak D. Bowder, The Age of Constantine and Julian (1978); R. MacMullen, Christianizing the Roman Empire A.D. 100-400 (1984); N. V. Riasanovsky, A History of Russia (1969).

  • 52. Gunumuzde "Patriarch" genellikle Rus, Yunan, Ermeni, Gurcu, Suryani, Copt, v.b. milli kiliselerinin baslarindaki en yuksek rutbeli ve kidemli ruhanilerdir.

  • 53. Bir kisi'nin Islamiyet'i kabulu ile, Musluman olmadan onceki ulusal koken ve din'ine bakmaksizin "inanmislar topluluguna" ("umma" veya "ummet") katilmasidir. Kisi "umma" ya katilinca, soy'undan geldigi toplum'a olan bagliligina da son verir. Yalniz Islammiyet cikarina calisir. Islamiyet'in ortaya ciktigi yuzyillarda, Islamiyet'i ilk kabul eden ve yayanlar Bedevi Arap'lar idi. Umma yolu ile yayilan da Arap dili, maya'si ve yargi degerleri oldu. Marx, Engels gibi Komunistligin kuruculari; Lenin, Stalin gibi komunizmin yayicilari bu gercekleri cok iyi biliyorlardi. 1917 sonrasi "Uluslararasicilik" (Internationalizm, Kozmopolizm) adi altinda "Sovyet Kisiligi" kavramlarini da bu yonde gelistirdiler. Sonucunda yararlananlar da Rus milliyetciligi, dili, maya'si oldu.

  • 54. M. G. S. Hodgson, The Venture of Islam: Conscience and History in a World Civilization; H. A. R. Gibb, Mohammedanism, an Historical Survey (1949). Bugunku Afganistan'in Kuzey ve Batisinda 10-12 ci yuzyillar arasinda yasayan Turk Gaznevi devletinin hukumdarlarindan Sultan Mahmud'un (hukumdarligi: 998-1030) maiyetindeki Farsli sair Firdevsi, bu donemde eski Iran kokenlerinden topladigi Sahname adli destani yazmisti. Bak: C. E. Bosworth, The Gaznavids, ve kullandigi kaynaklar. Firdevsi, Arap dili baskisi altinda kaybolmak tehlikesinde kalan Farsca'ya isaretle "Bu eserimle Acem dilini dirilttim" diye boburlenmistir. Iki ornegi verilen bu tutumlari ile, Iranlilarin kendi "maya" larini disardan gelen etkenlerin icinde bogulmaktan ne gibi yontemlerle kurtardiklari gorulebilir.

  • 55. Bak H. B. Paksoy, "Nationality and Religion: Three Observations from Omer Seyfettin." Central Asian Survey Vol. 3, No. 3 (1984). Seyfettin'in tecrubelerinden cikardigi ders'lere dayanarak yazdigi bu uc kisa yazinin ilk basildiklari yer ve tarihleri: "Mehdi" Turk Yurdu Yil 3, Cilt 5, Sayi 60. 16 Kanunsani, 1329 (1914); Ashab-i Kehfimiz. Ictimai Roman. (Istanbul: Kanaat Kitaphanesi, 1918). [Bu baslik, Kur'an in 9cu suresinden alinmistir]; "Ilk Dusen Ak." [Bu son parcanin ilk yayinlandigi yer ve tarih bilinmemektedir]. Seyfettin'in yazilarinin cogunlugu 1908 ile oldugu 1920 yillari arasinda kalem'e alinmistir. Bak Tahir Alangu, Omer Seyfettin. (Istanbul, 1968).

  • 56. Ornek olarak, bak: Oguz Destani (Resideddin Oguznamesi, Tercume ve Tahlili), Derleyen Z. V. Togan (1972); Ibrahim Kafesoglu, Turk Milli Kulturu (1984). 3cu Baski; Bahattin Ogel, Islamiyetten Once Turk Kultur Tarihi (1962); E. Chavannes Documents sur les Tou-kiue (Turc) occidentaux. (Petersbourg, 1903).

  • 57. Gautama Buddha (M. O. 563?-483?), dogustan Hintli Siddhartha Prensi olarak biliniyor.

  • 58. Bak: Chu Hsi, Learning to Be a Sage, Daniel K. Gardner (Tr.) (Berkeley, 1990).

  • 59. Bak Z. V. Togan Hatirlar. (Istanbul, 1969).

  • 60. H. Seton-Watson, The Russian Empire 1901-1917. (Oxford, 1967).

  • 61. Bak, H. B. Paksoy, "The 'Basmachi': Turkistan National Liberation Movement 1916-1930s." Modern Encyclopedia of Religions in Russia and the Soviet Union (Academic Press, 1992).

  • 62. Bak, H. B. Paksoy, "Initial Contacts between the Bolsheviks, the Turkish Grand National Assembly Government and the US, 1919- 1921" (1989).

  • 63. Bak: Audrey L. Altstadt, "Azerbaijan People's Front" AACAR BULLETIN (of the Association for the Advancement of Central Asian Research), Vol. III, No. 1 (Spring 1990).

  • 64. Emekli KGB General'i Oleg Kalugin, Bati Berlin gazetesi Tageszeitung'a 25 Haziran 1990 gunu verdigi demecinde: "Dogal olarak, uluslari birbirlerine dusurmek KGB'nin gorevidir" demis idi.

  • 65. Bak: Turkestan (Supplement to AACAR BULLETIN, Vol. III, No.2 (Fall, 1990).

  • 66. Ornegin, "Mesket"ler Ikinci Dunya Savasi sirasinda, Stalin'in 15 Kasim 1944 gunlu bir emri ile, Sovyet cikarlari icin "yaratilmis" bir "ulus" tur. Bu "ulus" icine katistirilan degisik dil, din ve soy'dan olan toplumlar, Kizil ordu'nun Turkiye Cumhuriyeti'ne karsi icinden yuruyus'e gececegi topraklarda yasiyorlardi. Bak: S. Enders Wimbush and Ronald Wixman, "The Meskhetian Turks: A New Voice in Soviet Central Asia" Canadian Slavonic Papers Vol. XVII, No. 1. (1975).

  • 67. Bak: Denis Sinor, "Introduction." Radloff, Proben: "Cogu zaman, yeni yapma adlar verilerek [yeni diller] yaratildi. Bunlarin asillarini her zaman bulmak kolay degildir." South Siberian Oral Literature: Turkic Texts. (Bloomington, 1967), Uralic and Altaic Series, Vol. 79/1, page x.

  • 68. Bak, H. B. Paksoy, ALPAMYSH: Central Asian Identity under Russian Rule. (Hartford, Conn: AACAR Monograph Series, 1989).

  • 69. Bu tur "tarih hirsizliklarini" ortaya koyan calismalar arasinda okunmasi gerekli kitaplar: Lowell Tillett, The Great Friendship: Soviet Historians on the non-Russian Nationalities. (Chapel Hill, 1969); C. E. Black, Rewriting Russian History: Soviet Interpretations of Russia's Past. (NY, 1956); Russia in Asia, Wayne S. Vucinich (Ed.) (Stanford, 1972).

  • 70. "Turklerin tarihi" ile denetlenmemis sapkin bilgileri iceren diger iddia ornekleri icin bak: D. E. Eremeev Etnogenez Turok: proiskhozhdenie i osnovnye etapy ethicheskoi istorii [Turklerin Ethnogezi: toplum tarihinin temelleri] (Moscow, 1971); A. N. Bernshtam Sotsial'no-ekonomicheskii stroi Orkhano-Eniseiskih Tiurok VI-VIII vekov [Orkhon-Yenisey Turklerinin Sosyo-Ekonomik Tarihi]. (Leningrad, 1946). Ek olarak, Uzbek sovet entsiklopediasi (Tashkent, 1971). SSCB deki butun "cumhuriyet"lerin "Sovyet Ansiklopedileri," Moskova'da basilan Bol'shaia sovetskaia entsiklopediia sinin "yerli dillere" cevirisidir. "Cumhuriyet"ine gore, belirli maddeler uzatilmis ya da kisaltilmistir. Ara sira da, diger basimlarda bulunmayan "yerli" maddeler de eklenir.

  • 71. Bak H. B. Paksoy, ALPAMYSH... Rus Imparatorlugunun Asyaya yayilmasini tamamladigi surede, 1873 ile 1891 yillari arasinda, Turklerle ilgili binlerce tarihi belge ve yazili tarihler Orta Asya kutuphanelerden toplatilarak St. Petersburg ve Moskova'ya goturuldu. Cogunlugu her arastirmacinin giremiyecegi kutuphanelere konuldu. Bak: Shir Muhammed Mirab Munis ve Muhammed Riza Mirab Agahi, Firdaws al-Ikbal (Harzem Tarihi) [Cagatay Turkcesi] Yayina hazirlayan: Yuri Bregel (Leiden, 1988). Giris; ve Sayfa 54, dip notu 304. Bu bilgi AACAR BULLETIN Vol. III, No. 2 (1990) de ayrica verilmistir.

  • 72. Bak: Z. V. Togan, Turkili Turkistan. (Istanbul, 1981). Ingilizcesi icin, bak: H. B. Paksoy, "Z. V. TOGAN: THE ORIGINS OF THE KAZAKS AND THE OZBEKS", 42ND Annual Meting, Association for Asian Studies (Chicago, 1990).

  • 73. Bilindigi gibi, "Pan-Turanizm" "Turancilik" ve "Pan-Turkizm" Turkiye Cumhuriyeti disinda es anlamda kullanilan deyimlerdir.

  • 74. L. Cahun Introduction a l'Histoire de l'Asie, Turcs, et Mongols, des Origines a 1405. (Paris, 1896) adli kitabinda, Mogollarin bir irk ustunlugu iddiasi ile futuhat'a basladigini ima eder. Bu kitabin yazildigi gunlerin, Fransiz-Rus "yakinlasma" tarihi (1893-1894) ile olan iliskisi de goz onunde tutulmalidir. [O yillarda, Ruslar "Orta Asya'yi isgal etmekle, uygarlik cagina gecirmek cabasinda olduklarini" ileri surmekte idiler. Bu iddia daha once diger somurge kuran imparatorluklarca kullanilmis bir "mazeret"ten baska birsey degildi.] Bu iddia'nin varsaydigi iki zayif nokta vardir 1) Mogol ve Turk birdir. Bu dogru olsa idi, Mogollar Turkleri tutsak edip, kendi cikarlari icin kullanmak istemezlerdi. 2) Kaldi ki, Cengiz' in 1227 de olumunden sonra, 1240 yilinda derlenen Mogollarin Gizli Tarihi'nde Mogollarin "irkcilik" iddiasinda bulunduklarini gosterir bir belirti yoktur. Cengiz'in: "Tanri kapi'yi acmis ve dizginleri elimiz'e birakmisti" dediginden soz edilir. [Bak: Mogollarin Gizli Tarihi. (Turkcesi: A. Temir) (Ankara, 1948). Sayfa 227.] Yani, Cengiz tek basina, kisisel olarak, Tanri'nin emri ile hareket ettigini iddia ediyordu. Ek olarak belirtilmesi gerekir ki, Cengiz'in ordulari kesinlikle cok uluslu idi ki, bu da "atfedilen" "irkciliga" ters dusen bir tutumdur. Bak: T. Allsen, Mongol Imperialism (Berkeley, 1987).

  • 75. Bu "Avrupa'da kuvvet dengesi ugrasilarina" [balance of power struggles in Europe], Ingiliz yazar'i Kipling tarafindan "Asya'da Buyuk Oyun" [The Great Game in Asia] takma adi verilmistir. Bu "oyun" un kokeni ile ilgili arastirmalar icin, bak: Edward Ingram, The Beginnings of the Great Game in Asia 1828-1834. (Oxford, 1979); a. g. y. Commitment to Empire: Prophecies of the Great Game in Asia 1797-1800. (Oxford, 1981); a. g. y. In Defense of British India: Great Britain in the Middle East 1775-1842. (London, 1984). Ingiliz ve Rus imparatorluklarina ek olarak, Alman ve Fransiz devletleri de zaman-zaman bu "oyun" u oynamakta idiler.

  • 76. A. H. Vambery, Travels in Central Asia. (London, 1865). Vambery 1860-61 yillari arasinda, istihbarat toplamak maksadi ile, "cer're cikmis dervis" kiliginda Orta Asya'yi gezmisti. Bu sure icinde, Turkmen boy'larindan birine esir dustugu tahmin ediliyor. Macaristan'a dondukten sonra, anilarini yazdi. Ornegin, bak: Sketches of Central Asia. (London, 1868).

  • 77. "Pan-Turkizm" iddiasini ilk orta'ya atan Vambery, Ingiliz hukumeti yararina maas ile calisiyordu. Vambery Macar uyruklu olmasina ragmen, emekli olduktan sonra, kendisine Ingiliz emekli maasi baglandi. Bak: M. Kemal Oke, "Prof. Arminius Vambery and Anglo-Ottoman Relations 1889-1907" Bulletin of the Turkish Studies Association, Vol. 9, No. 2. 1985.

  • 78. Bak: H. B. Paksoy, "The 'Basmachi': Turkistan National Liberation Movement 1916-1930s." (1992); a. g. y. "Initial Contacts between the Bolsheviks, the Turkish Grand National Assembly Government and the US, 1919-1921."

  • 79. Istanbul'da "Tekin Alp," takma adi ile yazan Moiz Cohen'in Turan adli kitabi (Istanbul, 1914), Alman Genel Kurmayi tarafindan Turkismus und Panturkismus olarak Almanca'ya cevirtilmisti (Weimar, 1915). Bu kitap, Ingiliz Deniz Kuvvetleri [Admiralty] Istihbarat Dairesince, gizli kaydi ile The Turkish and Pan-Turkish Ideal adi altinda Ingilizce'ye cevrildi. (London: Admiralty War Staff, Intelligence Division, 1917). Ek olarak, Vambery'nin daha once yayinladigi Turkenvolk (Leipzig, 1885) kitabi, gene Ingiliz Deniz Kuvvetleri Istihbarat Dairesince A Manual on the Turanians and Pan-Turanianism adi ile Ingilizce'ye aktarildi (H. M. Government, Naval Staff Intelligence Department: Oxford, November 1918). Z. V. Togan'in yazdigina gore, bu uygulama'yi yapan Sir Denison Ross idi. Bak, Z. V. Togan, Turkili Turkistan ve Yakin Tarihi (istanbul, 1981). J. M. Landau'nun yazdigi Pan-Turkism in Turkey: A study of Irredentism. (London, 1981) adli kitap, "Pan-Turkizm"in 20ci yuzyilda politik nedenlerle kullanilis oyunlarinin yalnizca bir bolumunu icerir.

  • 80. Bak: Mustafa Kemal Nutuk (3 Cilt) (Ankara, 1927). Kazim Karabekir (1882-1948), Osmanli Erkan-i Harbiyesi Istihbarat Subesi Baskanligini yaptigi siralarda bu olaylarla ilgili gorup bildiklerini birkac kitapta toplamistir. K. Karabekir, Cihan Harbine Neden Girdik, Nasil Girdik, Nasil Idare Ettik. (Istanbul, 1937). Karabekir, Enver Pasa'nin (1881-1922) da okul ve calisma arkadasi idi. Dusunce ve gorusleri birbirine uymadigindan, Enver pasa, Birinci Dunya Savasinin basladigi gunlerde binbasi olan Karabekir'i Yarbayliga terfi ettirerek Istanbul'dan uzaklastirdi. Bak: K. Karabekir Istiklal Harbinde Enver Pasa. (Istanbul, 1967).

  • 81. Omer Seyfettin, "Fon Sadrinstaynin Karisi" Yeni Mecmua. Sene 1, Sayi 26. 3 Kanunevvel 1917; a. g. y. "Fon Sadrinstaynin Oglu" Yeni Mecmua. Cilt 2, sayi 30. 31 Kanunsani 1918.

  • 82. Karabekir'in kitaplarina ek olarak, bak: Arif Baytin, Ilk Dunya Harbinde Kafkas Cephesi. (Istanbul, 1946).

  • 83. Ornegin, bak: Reiner Olzscha and Georg Cleinow, Turkestan: Die politisch-historien und wirtschaftlichen probleme zentralasiens. (Leipzig, 1942).

  • 84. "Pan-Turkizm"in Avrupa kokenlerinden gelmis ve Avrupa cikarlari icin yaratilmis olmasina ragmen, yurdunu Ruslardan kurtarmak isteyen, ozellikle 1920 sonrasinda Avrupa baskentlerinde yerlesmis olan Orta Asya aydinlarinca uygun bir akim olarak gorulmustu.

  • 85. Ornegin bak: M. Kemal Oke, "Prof. Arminius Vambery and Anglo-Ottoman Relations 1889-1907," TSAB; Bilal N. Simsir, Ingiliz Belgeleri ile Sakarya'dan Izmir'e (1921-1922). (Istanbul, 1972).

  • 86. Bu tur basilmakta olan yazilar ve kitaplarin nitelikleri ile ilgili ornekler icin bak: H. B. Paksoy "Central Asia's New Dastans." Central Asian Survey Vol. 6, N. 1, (1987).; a. g. y. "M. Ali--Let us Learn our Inheritance: Get to Know Yourself." Cahiers d'Etudes sur la M^┬diterran^┬e orientale et le monde turco- iranien Vol. 11, No. 1 (1991); Bahtiyar Nazar "Kutadgu Bilig: One of the First Written Monuments of the Turkic People" AACAR BULLETIN, Vol. II, Nos. 1 & 2 (1989); Ayaz Malikov, "The Question of the Turk: The Way Out of the Crisis" AACAR BULLETIN Vol. III, No. 2 (1990).

  • 87. Bu ad ile topluca bilinen Turk yazitlardan bu gun'e kadar incelenmesi yapilmis olanlarin sayisi 33 "kume" yi bulmustur.

  • 88. Bak T. Tekin, A Grammar of Orkhun Turkic. (Bloomington, 1968). Indiana University Uralic Altaic Series Vol. 69. Bu kitapta, bilimsel yorumlar ve kaynaklari disinda [Ornegin, H. N. Orkun, Eski Turk Yazitlari. Uc Cilt. (Istanbul, 1936-1941)], bes kumenin Latin harfleri ile Turkceleri ve Ingilizce cevirileri verilmistir.

  • 89. Bak: Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig. Derleyen: Resit Rahmeti Arat. (Ankara: Turk Tarih Kurumu, 1974). Ikinci baski. 276-282 sayili beyitler.

  • 90. Orhon Yazitlarinin Turk toplumlari uzerindeki yeni yanki ornekleri icin bak: Ismail Ismailov, "Eski Yazili Abidelerde Hemcins Uzviler" Azarbaijan Filologiyasi Meseleleri Vol. 2. (Baku: Elm, 1984); Suyerkul Turgunbaev, "Bayirki Kultegin Esteligi: VI - VIII Kilimdardagi Turk Poeziyasinan" Ala Too (Kirgizistan) No. 9, 1988; Qulmat Omuraliev'in (Kazakistan) yazisi uzerine yorumlar: C. Carlson and H. Oraltay "Kul Tegin: Advice on the Future?" Central Asian Survey, Vol. 2, No. 2 (1983); "Alishir Ibadin, Kuyas Ham Alav" Gulistan (Ozbekistan) No. 9, 1980. Bu sonuncu yazinin Ingilizce cevirisi ve dipnotlu incelemesi icin bak: H. B. Paksoy "Sun is also Fire" (1987).

  • 91. Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig. Derleyen: Resit Rahmeti Arat. (Ankara: Turk Tarih Kurumu, 1974). Ikinci baski. Sayfa 34, Beyit 320.